إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَـئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

218- Onlar ki; iman ettiler, hicret ettiler (küfürden, günahtan ve yurtlarından), Allah yolunda cihat (ciddi gayret) ettiler. İşte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, acıyandır. (Bakara:218)

ABESE SÛRESİ

ABESE SÛRESİ

عَبَسَوَتَوَلَّى

1- Yüzünü ekşitti ve sırt döndü.

Abese; göğüs daralmasından dolayıyüzün buruşmasıdır. Müteaddi (geçişli) olarak da kullanılır ki, yüzü ekşitmek,surat asmak, kaşını çatmak tabirleriyle ifade edilir. Yani içerdeki huzursuzluğun,memnuniyetsizliğin yüze yansıması demektir.Tevellâ; sırt dönmeyi ifade eder.Bkz. Necm: 29

Abese; göğüs daralmasından dolayıyüzün buruşmasıdır. Müteaddi (geçişli) olarak da kullanılır ki, yüzü ekşitmek,surat asmak, kaşını çatmak tabirleriyle ifade edilir. Yani içerdeki huzursuzluğun,memnuniyetsizliğin yüze yansıması demektir.Tevellâ; sırt dönmeyi ifade eder.Bkz. Necm: 29

Sürekli güler yüzlü iseniz en ufakbir kaş çatma, yüz asma dikkat çekici olabilir. İçi-dışı bir insanların duygudüşünceleri yüzlerinden okunur. Zira bu insanlar maske ile gezmedikleri vebeklenmedik zamanlarda umulmadık tepkiler vermedikleri için güven verenkişilerdir. İki yüzlü menfaatçi tipler, menfaatleri gereği memnun olmasalar damemnunmuş gibi görünerek çevrelerini aldatırlar. Peki yüzünü ekşitip sırtını dönenkim? Bizce bu kişi Allah Resûl'ü Hz. Muhammed olabilir. Bu davranışı yapmasınınnedeni nüzûlde Abese sûresinden önce inen Necm sûresi 29. âyettir.  ''Öyleyse zikrimize yüz çeviren ve dünyahayatından başkasını istemeyene sırtını dön.'' Allah Hz. Muhammed’ezikirden/vahiyden yüz çevirenlere sırtını dönmesini emretmiştir. Burada Hz. Peygamber bu emrin dışındagayriihtiyari bir şekilde yüzünü ekşitip/buruşturup sırtını dönmüş veuyarılmıştır.  Bu durumda âmâ olanAbdullah bin Ümmü Mektûm'un, Allah’tan haşyet duyup Hz. Muhammed’e acele ilegelmesinin sebebini de anlamış oluyoruz. Sonradan iman eden bu sahabininzikri/vahyi işitmesi sonucu, düşünüp/tezekkür edip pişmanlıkla Resûl'e dönmesigerekmektedir. Zira zikrin fayda vermesi ve kişinin Allah’a karşı bilgiyedayalı korku olan haşyet duyması için vahyi daha önce mutlaka işitmesi,üzerinde tezekkür etmesi gereklidir. Abese sûresinin 4. yılda inmesinden dolayıAbdullah bin Ümmü Mektûm’un vahyi önceden işitmiş olması doğaldır. AllahResûl'ü daha önce vahyi duyup kabul etmeyen bu kişinin tebliğ yaptığı ortamagelmesinden ve yeni yaptığı tebliğin başarısız olacağını hissetmesinden dolayıyüzünü ekşitmiş olabilir.  Asla gelenâmâyı küçümsediğinden değil, olayların kendi kontrolü dışında ilerleyişineüzüldüğü ve bundan ötürü bu üzüntünün yüzüne yansıdığı kanaatindeyiz.

Necm 29. âyetin ikinci cümlesi “Ve dünya hayatından başka istemeyene de sırtını dön.” idi. Ancak kendini müstağni gören Mekke’nin kodamanına Hz. Muhammed ısrarla yönelmeye devam etmiş ve sûrenin 5-6 ve 7. âyetlerinde bunun hata olduğu ifade edilmiştir.

Tebliğin başarısız olma sebebiniMüşriklerin içinde yaşayan Allah Resûl'ü çok iyi biliyordu. Zira zenginlerkibirlerinden, köle, sakat, düşkün ve fakirlerle oturup kalkmazlardı, onlarlaaynı karede yer almak bile istemez, sınıfsal bir üstünlük taslardı. Onlarıaşağıladıkları için bir araya gelmek istemezdi. Bu kadim bir hastalıktır. Hz.Nuh bile bu seçkinci/elitik zihniyetle mücadele etmiştir: “Sana en basitinsanlar tâbî olduğuna göre, biz mi sana inanalım?” dediler. Şuara:111

------------------

أَنجَاءهُ الْأَعْمَى

2- Âmâ geldi diye.

El-Umyu, gözün kaybedilmesidir. El-Âmâ’daki''el'' takısı ile bilinen âmâ kastedilir. Kur’an’ın genel üslubu gereğikişilerin ismi kullanılmaz. Vasıflar üzerinden mesaj verilir. Burada vahyiokuyarak değil sadece duyarak öğrenecek olan, imkanları kısıtlı; ancak isteklibiri üzerinden evrensel ilkeler verilecektir.

İkinci görüş olan yüzünü ekşitipsırtını dönenin; kibirli, kendi kendine yeten müşrik olma ihtimali de mevcuttur. Kur’an’ın failin adını belirtmemesi, dikkatleri faile değil yapılanhataya çekmek istemesindendir.

 

------------------

وَمَايُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى

3-Ve sen bilemezsin, belki de o arınır.

Burada arınmak isteyen 8,9 ve 10.âyetlerde ifade edileceği gibi Allah’tan huşu duyarak istekli bir şekildeResûl'ün yanına gelen, gözleri görmeyen sahabi rivayetlere göre Abdullah binÜmmü Mektûm'dur.

Yezekkâ, kelimesinin aslıyetezekke’dir. İşteş kiptir. Arınmak ve arındırmak karşılıklı niyet ve isteklegerçekleşen bir eylemdir. Zikrin faydası, öğüt almak isteyenleriarındırmasıdır. Âmâ olan arınmayı istemeseydi, Allah Resûl'ü onu arındıramazdı.

Lealle; umut ve beklentidemektir, kesinlik değil ihtimal payı bırakmayı ifade eder. Arınmayı istemek,yüzde yüz arınma ile sonuçlanmayabilir. Buradaki ihtimalin sebebi; arınmakisteyenin geçmişi, niyeti, arınmayı hak edip etmeyişi gibi onlarca değişkenin,sonucu etkilemesidir. O yüzden Rabbimiz Resul'üne belki diyor. Zamandanmünezzeh olan Allah için belki olmaz; ancak gaybı bilemeyen, kalpleri göremeyenelçisinin bu ihtimali hesaba katması, peşin hüküm verip sırt dönerek hatayapmasını engeller.

 ------------------

أَوْيَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى

4- Yani tezekkür eder, böylece bu zikir onafayda verir.

Zikir;zihinde tutmak, hatırlamak gibi manalara gelmektedir. İstikameti, geçmişigösteren düşüncedir. Parçadan bütünü hatırlama faaliyeti olan hafızaya tekabüleder. Tezekkür de zikir kökündendir, öğüt veya nasihat ile oluşan düşünmefaaliyetidir. Bu bağlamda Kur’an, fıtrî veya deneyimle kazanılan tecrübeyi,bilgiyi muhatabına hatırlatan bir zikirdir/öğüttür, nasihattir.

Âyetinbaşında yer alan “ev” takısına “yahut”, “veya” anlamı vermek bizce çelişkioluşturur. Zira böyle bir anlamla, bir üstteki âyetin ikinci bölümü bir seçenekolarak düşünülmüş olur ki, bu durum cümleyi sebep-sonuç cümlesi olmaktançıkarır ve anlamın değişmesine yol açar. “Ev” aslında “yani” tabirleriyle,açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütünolarak 3 ve 4. âyet şöyle olur: ''Belkide o arınır yani düşünür böylece öğüt ona fayda verir.''

Âyeteki“ev” kullanımına verilen “veya” manası, düşünmeyenlerin de arınabileceğisonucunu doğurur ki, bu anlam Kur’an’da onlarca âyetle ters düşen bir çelişkidoğurur.

------------------

أَمَّامَنِ اسْتَغْنَى

5- Ama kendini ihtiyaçsız gören kimse…

İstiğnâ,“ğınâ” kelimesinden türemiştir. Bu kökten gelen ğani, ihtiyaçsız demektir.Ğaniyetun, süse ihtiyaç duymayan güzel kadına denir. Görüldüğü gibi bukelimenin aslı “kendi kendine yeten” demektir. Sadece servet ve  zenginliğe yormak yanlıştır. Malı-mülküolmayanlarda istiğna tavrı görülebilir.

Bukelime Kur’an’da 4 âyette geçmiştir. Bu âyetlerden biri Allah ile alâkalı iken,diğerleri insanlarla ilgilidir. Allah’ın istiğnası; insanların iman vekulluğuna ihtiyacının olmamasıdır.(Teğâbün:6) İnsanın istiğnası ise kendiniyeterli görmesi, büyüklenmesi, Allah’ın kulu ve yaratığı olduğunu unutması, busebeple iman ve kulluğa tenezzül etmemesidir. İnsanın azmasının sebebi dekendini müstağni görmesidir. (Bkz. Alak:7, Leyl:8) Bunun zıddı, hak dini tasdikeden, muttaki ve Resul'ün davetine koşan ve Allah’tan korkan mümin insandır.(Bkz. Abese: 8–9, Leyl: 5–6)İnsan haddizatında muhtaç bir varlıktır. Kişininkendini müstağni görmesi sâdece zan ve kibir alâmetidir.

------------------

فَأَنتَلَهُ تَصَدَّى

6-Oysa sen ona yöneliyorsun.

Tesaddâ;bir şeye yönelme, itibara alma, ihtimam göstermedir. Zıddı, ona önemvermemektir.Demek ki, servetine, gücüne, bilgisine güvenip kibirlenen,Kur’an’ın öğüdüne ihtiyacının olmadığını zannedenlere mesaj tebliğ edilir;ancak gereğinden fazla onlara yönelmek yanlıştır. Gereğinden fazla yönelmeyerekverilen mesaj açıktır: “Sen Allah için olmazsa olmaz değilsin.” Bunu müstağnibirine hissettirebilmek tebliğin başarısında çok önemlidir. Kendini muhtaçsızzanneden birine sürekli yönelmek onun narsizmini/özseverliğini besleyereksizden daha da uzaklaşıp tepeden bakışını artırmasına sebep olacaktır.

Birtarafta zikre ulaşmak isteyen ama imkanları dar olan birileri, diğer taraftaimkanları geniş ve istediğinde Kur’an’a ulaşabilecek birileri var. Kör (âmâ)imkansızlıkların sembolü iken, diğer tip her türlü nimeti elinde tutmasıylanankörlüğün sembolü olmuştur.

------------------

وَمَاعَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى

7-Ve onun arınması, senin üzerinde değil.

“Onlar mü’min olmuyorlar diye, neredeysekendini helâk edeceksin.” Şuara:3 veya Kehf:6 İman bir tekliftir, birdayatma değildir.

------------------

وَأَمَّامَن جَاءكَ يَسْعَى

8- Fakat sana koşarcasına gelen kimse.

Sa’y,aslında hızlı yürümektir. Bu kelime ister hayr ister şer olsun, bir konudagayret sarf etmek için kullanılır. Safa ve Merve arasındaki yürümeye de''sa’y'' denir. Burada iştiyakla, pişmanlıkla bir şeyleri düzeltmek vehatadan bir an önce dönmek için acele etmek anlamında kullanılmıştır.

Bu pasajdan günümüz için şumesajları çıkarmak mümkündür: Eğitim ve öğretimde istekli/arzulu öğrencilerokutulmalıdır. İmkanları kısıtlı, ancak okumak için istekli öğrencilereyönelerek imkân sağlanmalıdır. Her şeyi bildiğini zanneden müstağni gençliğiokutmak yerine, bir an önce hayata hazırlamak çok daha sağlıklıdır. Hem araelaman ihtiyacı kapanır hem de eğitim-öğretim kurumları zorla okutulanlaryüzünden verim kaybı yaşamayacaktır.

------------------

وَهُوَيَخْشَى

9- Ve o huşu duyuyor.

Haşyet, 'havf'tan farklıdır.'Havf'ta korkulanın büyüklüğü, 'haşyet’te ise korkanın küçüklüğüne dikkat çekilir.Bu anlamda babadan korkmaya havf, anneden korkmaya haşyet diyebiliriz. Babayaptırım şeklinde bir ceza verebilir. Anne, sevgisini alarak ceza verebilir.Onun için haşyet duyanlar; korkanlar değil sakınanlardır. Fatır 28. âyetteancak âlimlerin hakkıyla haşyet duyacağı ifade edilmiştir. Çünkü, havfbilgisizlikten kaynaklı bir korku iken, haşyet bilgiye dayalı bir ürpertidir.Havf, daha çok maddî olan, gözle görülür sebeplerden kaynaklanan korkuyu,haşyet ise saygıdan doğan, ümide yönelik, yüceltmeyle birlikte ortaya çıkan birsaygı duyma durumunu anlatmak için kullanılmıştır. Haşyet ile zikirdenfaydalanmanın doğrudan bir bağlantısı vardır. Rabbimiz A’lâ 10’da şöylebuyurur: “Huşu duyanlar öğüt alacaktır.”

------------------

فَأَنتَعَنْهُ تَلَهَّى

10- Fakat sen, onunla ilgilenmiyorsun.

Telehhâ;yüz çevirmek, ilgilenmemek, onu bırakıp başkasıyla meşgul olmak demektir.Vahyi, dini bilgiyi bilmek isteyen, çaba gösterenlerin anlamasına yardımetmelidir. Öğrenmeye isteksiz olan, ''Hakikat nedir?'' gibi bir derdi olmayankimselerle de boşa zaman harcanmamalıdır.

Kur’an’ınhaşa peygamberden değil, Allah’tan geldiğinin en büyük delilleri bu tür içtihathatalarının Kur’an’da yer almasıdır. Böylece ne kadar insanî de olsa yanlıştutumların gelenekselleşmesinin önüne geçilmiştir. Yeter ki Resûl'ü Kur’an’dantanıyalım.

------------------

كَلَّاإِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

11- Hayır, muhakkak ki bu, bir öğüttür.

Kellâ,harf-i reddir. İki yönlü bir kelimedir. Bir yönüyle geçmişi reddeder. Diğeryönüyle sonrasını tasdik eder. Red yönüyle: Yok! Yok! Olmaz bu! Bu davranışsana yakışmaz ey Nebi! Ben bunu onaylamıyorum! Ben bunu düzeltiyorum! Budavranışının ümmete yansıması olmayacak! İspat yönüyle: Elbette bu Kur’an öğütve nasihattir. Dileyen ondan nasiplenir, dileyen mahrum kalır. Zira iman birtekliftir ve kesinlikle bu teklifte zorlama, dayatma olamaz.

Tezkira,zikir kökünden gelen bir kelimedir. Öğüt, hatırlatan şey demektir. Tezkire;biyografilerin anlatıldığı kitaplara da denilmektir. Türkçede ‘tezkere’askerlik görevinin bittiğini hatırlatan belgedir. Kur’an ‘Tezkira’ kelimesinibir hatırlatma, bir uyarma olarak kullanmaktadır. (Bkz. Müzzemmil:19,Müddessir:49-54, ‘Abese: 11-12, Tâhâ: 3, Hâkka: 12-48, Vâkı’a: 73)

------------------

فَمَنشَاء ذَكَرَهُ

12- Artık dileyen kimse, bundan öğüt alır.

İman,arınmak için öğüt alıp düşünenlere sunulan önemli bir tekliftir.

------------------

فِيصُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ

13-Kerim sayfalarda.

Suhuf,sahifeler demektir. Sahife ve suhuf; mektup, risâle ve ince kitap için dekullanılır. Nitekim bazı resûllere inmiş olan küçük kitaplara da suhuf denilir.Mushaf; Kur’an sahifelerinin bir arada toplanmış hâli, kitap ise, daha rahat vesürekli okumak için ciltlenmiş son hâlidir.

Mükerrametin;değerli, Allah katında şeref ve ikram ile seçkin kılınmış, hürmet ve saygı ilekabul edilip alınması gereken demektir.Vahyin teklifini kabul etmek ikramamazhar olmaktır.

------------------

مَّرْفُوعَةٍمُّطَهَّرَةٍ

14-Yükseltilmiş, temiz kılınmış.

Merfu’atin,şüphe ve tenakuzlardan uzakta, yüksekte demektir. Ref, aşama aşamayükselmektir. İrtifa da oradan gelir. Burada “âlâ” veya “âli” gibi biryücelikten ziyada spekülasyonlardan uzak tutulmuş, bu nedenle temiz kılınmışbilgiler ifade edilmiştir.

Mutahheratünkelimesi ise, fiziksel temizlik değil manevî, içeriksel bir temizlikanlamındadır. Aynı ifadeyi Beyyine sûresinin 2. âyetinde şöyle okumaktayız: “Allah’tan gönderilen resûl, tertemizsahifeleri okur.” Yalan ve yanlışlarla kirlenmiş, bâtıl sözler değil; saf,arı-duru, temiz ve yalanı, bâtılı olmayan, zihindeki kirlilikleri, yanlışlarıtemizleyen bilgiler.

------------------

بِأَيْدِيسَفَرَةٍ

15- Götürenlerin elleri ile.

Seferah,sâfir kelimesinin çoğuludur. Bu kelimenin kökü olan ''s-f-r'' fiili; ''yazmak,açıklama yapmak, yola çıkmak, elçi yollamak'' gibi değişik mânalaragelmektedir. Ayrıca kiri, pisliği götürmek için süpürmek de bu kelime ile ifadeedilir. Sefâr, deveyi götürmek için vurulan gemdir. Sefer, bir yere gitmek içinçıkılan yolculuktur. Sufre yolcunun yanında götürdüğü azıktır, safir yolcudemektir. Bunun çoğulu esfâr veya süffâr’dır. Görüldüğü gibi “seferah” kelimesiyazmak veya elçilik gibi dolaylı anlamlarından ziyade sefer, yolculuk gibidoğrudan bir mana barındıran “götürenler veya getirenler” manası tercihedilmeye daha yakın görünmektedir.

------------------

كِرَامٍبَرَرَةٍ

16- Kerim olan iyiler.

Kirâm,keramet veya kerem kökünden türetilen “kerim”in çoğuludur. Lütûf ve bağışmânasına gelen “kerem”den türemesiyle kirâm, insanlara karşı iyiliksever veşefkatli ve onlar için mağfiret talep ederler anlamına gelir. Kerem, türünün eniyisi anlamına geliyor.

Berara,“berr” kelimesinin çoğuludur. Birr kelimesi isim olarak kullanıldığı gibi, ism-ifail olarak da kullanılır ve bu takdirde “çok iyilik yapan” anlamına gelir.Meselâ müminler çok iyilik yaparak birr‘in bizzat kendisi hâline gelirler.Kur’an böyle kimseleri, ''berr'' kelimesinin çoğulu olan ''ebrar'' kelimesi iletanımlamıştır. Bu anlamda temiz kılınmış kerim sayfaları insanlara taşıyanmüminlerin, bilgiyi kendinde saklamayan, kerim, iyi kimseler olmaları gerekir.

------------------

قُتِلَالْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ

17- Canı çıkası insan, o ne kadar da nankör!

Kutile kelimesi Kur’an’da yediyerde geçer. İkisi öldürülme anlamında kullanılmıştır. Bunlardan biri Âli İmran144’de geçer. “Şimdi o (Hz. Muhammed) ölür ya da öldürülürse siz topuklarınızüzerinde geriye mi döneceksiniz?” Diğeri İsra 33. âyette geçer: “Kim haksızyere öldürülürse...” Bu kullanımlar katletmek, öldürmek manasındadır. Bir degücü, canı çıksaydı da, keşke yapmasa idi manasında Müddessir 19’da geçer:''Canı çıkası, nasıl da ölçüp biçti!” Buradaki ''kutile'' kelimesi, tıpkıTebbet sûresindeki iki elin, gücün kuruması anlamındadır ve öldürme değil yergimanasında kullanılmıştır.

Mâ-ekferah, hayret ifade eden birfiil olup öfke ve ayıplamanın sebebini bildirir. İnsanın, Allah’a şükredeceğiyerde şaşılacak derecede nankörlük etmesi “Kutile ve Ma-ekferah” ile ifadeedilmiştir.

------------------

مِنْأَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ

18- Onu hangi şeyden yarattı?

------------------

مِننُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ

19-Nutfeden yarattı, böylece onu taktiretti.

Nutfe için. Bkz. Necm:46.

Kaddereh, hem ölçülü, dengeliyaratma hem miktarını takdir etme hem de takdir yeteneğini verme mânasınagelir. (Kader Bkz. Kamer:49, krş. Tâhâ:40, Ra’d:17, Hicr:21) Sınırlı, âciz,ölümlü yaratılma en başta Allah tarafından takdir edilmiştir. Kendini müstağnigören nankör insan bu kaderi reddetmektedir.

-----------------

ثُمَّالسَّبِيلَ يَسَّرَهُ

20- Sonra yolu ona kolaylaştırdı.

İnsana,hak ve bâtıl yollar; gerek enfus, gerek afak, gerek vahiy âyetleri ilegösterilmiştir. İnsan sûresinin 3. âyeti bu hakikati şöyle dile getirir: “Şüphesizbiz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” Hem yolgösterilmiş hem de gösterilen yol fıtrata uygun yaratılmış,kolaylaştırılmıştır. Bkz. Fussilet:53 Ayrıca kolay olanın kolaylaştırılmasıbağlamında bkz. Leyl:5-7

------------------

ثُمَّأَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ

21-Sonra onu öldürdü, böylece onu kabrekoydurdu.

''Ekberahu'', âyette “kabera” olarak değil “akbera” formundagelmiştir. Yani kabre koydu değil kabre koydurdu denilmiştir. Bundan kasıt,''Allah onu kabre gömülecek bir duruma getirdi ve ona bir kabir takdir etti”demektir.

Allah insanı, merasim iledefnedilmesi, bir leş gibi ortada bırakılıp insanlık haysiyetine yakışmayacakşekilde kuşlara ve yırtıcı hayvanlara yem edilmesinden yönlendirmesi ilekorumuştur. Bu durum, aslında insanoğlunun sadece dirisine değil cesetine bileverilen değeri göstermektedir.

Âdem'in iki oğlu kıssasında şöylebir olay anlatılır: ''Sonra, Allah, ona,kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir kargagönderdi. “Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olup böylece kardeşimin cesedinigömmekten aciz mi oldum?” dedi. Sonra da pişman olanlardan oldu.'' Maide:31

------------------

ثُمَّإِذَا شَاء أَنشَرَهُ

22- Sonra onu dilediği zaman inşa edecek.

İnşar, inşa etmek iken ba’sdiriltmek demektir. Ölümünden sonra da Allah sizi kabirde çürütüp bırakacakdeğildir. Dilediği zaman onu parmak uçlarına kadar yeni ve bambaşka bir inşaile inşa edecektir. Sonra da hayat verip diriltecektir.

------------------

كَلَّالَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ

23- Hayır, emredilen şeyi yerine getirmedi.

Mücahid ve Katade diyor ki:“Hiçbir kimse Allah’ın emrettiği şeyleri tam olarak yerine getirmiş değildir.”Beğavi de Hasan el-Basri’den bunu, benzer bir ifade ile nakleder. 1–10.âyetlerde uyarılan Hz. Muhammed bu âyetle teselli edilmektedir. İnsan hataişlemeyen değil, hatadan ders alıp hatasında ısrar etmeyendir.

------------------

فَلْيَنظُرِالْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ

24- Artık şu insan yediğine bir baksın.

İnsanın âcizliğine bir örnekverilmektedir. Ekolojik sistemdeki bir aksama, kendini ihtiyaçsız zannedeninsanı açlık ve susuzluğun pençesine düşürecektir.

------------------

أَنَّاصَبَبْنَا الْمَاء صَبًّا

25- Biz, suyu nasıl yağdırarak akıttık.

Sabbe, suyu yukarıdan boşaltmakmanasında kullanılmaktadır. Araplar normal bir dökme eylemi için bu kelimeyideğil, sekb kelimesini kullanır. Sabb kelimesi sıradan bir dökme olmayıp “suyuyukarıdan aşağıya, yavaşça, süzerek, belirli bir amaca yönelik olarak ve ayarlıbir biçimde dökmek” demektir. Bu şekilde dökmekteki amaç rahmettir.

------------------

ثُمَّشَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا

26- Sonra yeri parça parça yardık ki,

------------------

فَأَنبَتْنَافِيهَا حَبًّا

27- Bu sayede orada taneler bitirdik.

İnsanı besleyen toprağıntabiatındaki yaşama elverişli yapı afak âyetlerine birer örnek olaraksunulmaktadır.

------------------

وَعِنَبًاوَقَضْبًا

28- Ve üzümler ve yoncalar.

------------------

وَزَيْتُونًاوَنَخْلًا

29- Ve zeytinler ve hurmalar.

Rabbimiz, hayvanları da insanlarıda aç-susuz bırakmamış; ancak insan üzüm, hurma gibi besleyici ve faydalıbesinlerden sarhoşluk verici içkiler üreterek nankörlüğünü orada da göstermiştir.

------------------

وَحَدَائِقَغُلْبًا

30- Ve sık ağaçlı ormanlar.

------------------

وَفَاكِهَةًوَأَبًّا

31- Ve meyveler ve çayırlar.

------------------

مَّتَاعًالَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ

32- Sizin ve hayvanlarınız için meta olarak.

Dünya ebedî kalınacak birpotansiyelde değil, sadece imtihan süresini geçirecek kadar kalınan geçici birmenfaattir ve dünyanın sonu vardır.

------------------

فَإِذَاجَاءتِ الصَّاخَّةُ

33- Fakat o sahha geldiği zaman.

Sahha, çok şiddetli ses manasınagelmektedir. Bağlamdan anladığımız kadarıyla sûr borusuna üfürülmesinin farklıbir şekilde ifade edilmesidir. Zira Müddessir sûresi 8-9. âyetlerde “Artık sûraüfürüldüğünde, işte o gün, zorlu bir gündür!” şeklinde ifade edilmiştir. Bukorkunç ses hem öldürüyor hem diriltiyor: “Ve sur’a üfürülmüş, Allah’ındiledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona bir defadaha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar.” ''Yeryüzü, Rabbininnuruyla aydınlanır. Kitap ortaya konur. Nebiler ve şahitler getirilir vehaksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hüküm verilir.'' Zümer:68-69 “Vesûr’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, mezarlarından Rab’lerine koşarlar”Yasin:51

------------------

يَوْمَيَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

34- O gün kişi kardeşinden kaçar.

------------------

وَأُمِّهِوَأَبِيهِ

35- Ve annesinden ve babasından.

------------------

وَصَاحِبَتِهِوَبَنِيهِ

36-Ve eşinden ve oğlundan.

------------------

لِكُلِّامْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

37- Onların hepsinin, o gün, kendine kâfi gelecek bir meşguliyetivardır.

------------------

وُجُوهٌيَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ

38- O gün parlayan yüzler vardır.

------------------

ضَاحِكَةٌمُّسْتَبْشِرَةٌ

39- Müjdelenmiş gülen yüzler.

------------------

وَوُجُوهٌيَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

40- Ve o gün sönük yüzler vardır.

------------------

تَرْهَقُهَاقَتَرَةٌ

41- Onu bir karanlık kaplar.

------------------

أُوْلَئِكَهُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

42- İşte onlar, onlar kâfirdir, facirdir.

 Küfür ve kâfir kelimelerinin ne anlama geldiği Kâfirûn sûresinde açıklanmıştı. Ancak kısa da olsa hatırlatmakta yarar görüyoruz. Küfür kelimesinin esas anlamı “örtmek” demektir. Bu anlamdan hareketle, insanlığının üstünü örtmüş bencil, nankör ve saldırgan beşer.

Fücur, fecr gibi yarıp çıkmak kökünden gelir. Bu kelimenin çoğulu füccar veya fecere şeklinde ifade edilir. İmanın dışa yansıması nasıl ki salih amel ve muttaki davranışlar ise hakikatin üstünü örtenlerin içlerindeki kötülüğün dışa yansıması zulümdür. Kelime iyilik yapanları zıttı olarak İnfitar 13-14 de şöyle kullanılmıştır. “Muhakkak ebrar olanlar, elbette ni’metler içindedir ve muhakkak ki füccar, mutlaka alevli ateş içindedir.”


 
Eklenme Tarihi : 2.9.2018 23:08:29
Okunma Sayısı : 57