زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

212- (Hakikati) İnkâr edenlere dünya hayatı süslendirildi. (Onlar) inananlarla (bu dünyada) alay ederler. Oysa (ilahi azaptan) korunup, sakınan (o inanalar) kıyamet gününde onlardan (makamca çok) üstündürler. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara:212)

ALLAHA TESLİMİYET FITRATIN ZEKATIDIR

FITRATIN ZEKÂTI DİNDİR

Din; İnsanlığın yüce yaratıcıya olan fıtrat borcudur ve her insan, Allah’a olan bu borcunu ödemekle sorumludur. Çünkü varlık, yokluğa göre bir değer ve şereftir. Yoktan var edip bize değer vermesi Rabbimize karşı borçlu olduğumuzu gösterir. İşte bu nokta da din; yoktan var edilen insanoğlunun varlık nimetine bir şükrü ve bir teşekkürüdür. Bizler ancak gönderilen ilahi vahiy aracılığı ile Allah’a olan bu borcumuzu yerine getirip ona gereği gibi şükredebiliriz. Hiçbir insan kendi zannınca ve düşünceleri ile varlığın şükrünü eda edemez. Eğer kişi zannınca Allah’a şükredebilseydi, Allah peygamberler ve kitaplar göndermezdi. Bize düşen varoluşumuzun şükrünü zannımızca değil, yüce yaratıcımızın bize emrettiği şekilde yerine getirmektir. İnsanın var oluşuna yapacağı en büyük şükür yüce yaratıcıyı razı etmesidir. Yüce yaratıcıyı razı etmenin tek yolu da onu tanımaktır. Allah’ı tanınmanın yolu; kâinat kitabını ve göndermiş olduğu ilahi kitabı okumakla mümkün olur. Kişi ancak bu şekilde yüce yaratıcıyı tanıyıp onu razı edebilir. Çünkü kişi tanımadığı, neyi sevdiğini, neyi sevmediğini bilmediği yani “huyunu ve suyunu bilmediği” birini nasıl razı edebilir? Bundan dolayı Allah, bizlere kendisini hem kâinatın hem de kitabın ayetleri ile tanıtmıştır ki bizler kâinatı ve kitabı okuyup rabbimizi tanıyalım ve neyi sevip neyi sevmediğini bilelim de Rabbimizi razı edebilelim. وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“ Allah’ın rızası en büyüktür. En büyük istikbal de Allah’ın rızasını kazanmaktır.”

Allah’a karşı borcumuzun ne olduğunu bilmeden bizler Allah’a olan fıtrat borcumuzu ödeyemeyiz ve sonuç olarak da onu razı edemeyiz. Allah’a olan bu borcumuzu kendi zannımızca ödemeye kalksak; ya ödediğimiz bu borç Allah’ın ödenmesini istediği borç değil, ya da eksik ödenen bir borç olacaktır. Allah’a karşı fıtrat borcumuzu tam bir şekilde ödemek istiyorsak şu ayete kulak vermeliyiz:

 21.10*************لَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ.

 6.155*************وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

21.10- " Andolsun biz, size ( Allaha karşı fıtrat borcunuzu yerine getiresiniz diye ) bir kitap indirdik. O kitapta sizin şan ve şerefiniz vardır. Hala akıl etmeyecek misiniz?

6.155- “Size indirdiğimiz bu kitap bütün hayırların ve bereketlerin kaynağıdır haydi o kitaba tabi olun ve Allah’a karşı sorumluluğunuzu yerine getirin.  Umulur ki merhamet olunursunuz." 

       İşte bu ayetler bize Allah’a karşı nasıl borcumuzu ödeyeceğimizin yolunu göstermektedir. Allaha karşı sorumluluk borcunu yerine getirenler hayatını ilahi vahye göre taksim edenlerdir. Çünkü din hayattır, Hayatta dindir. Allah’a bütün benliği ile teslim olmak, fıtratın zekâtıdır.

Fıtratın zekâtını verenler Allaha karşı fıtrat borcunu ödeyenlerdir. Bu hakikat kuran da şöyle ifade edilir:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ ءَامَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

"müminler ancak şu kimselerdir ki; Allah ve resulünün öğretilerine yürekten tam bir güvenle bağlanıp sonrada zerre kadar şüphe duymayanlar, malları ve canları ile Allah yolunda gayret gösterip mücadele edenlerdir. İşte bunlardır Allah’a verdikleri söz de duran sadık kimseler."

      Ayetten anladığımız Allaha karşı fıtrat borcunu yerine getirenler;

 1: İlahi öğretilere tam bir güven duyarlar.

 2: Malı ve canı ile Allah yolunda cehdedip ve gayret gösterirler.

 Peki, bizler bu ilahi öğretilerin neresindeyiz. Kendimizi görme adına zikredeceğimiz şu ayetleri de bir düşünelim. ”Hak yolda ne infak ederseniz ben sizin infak ettiğinizin yerine bir halife muhakkak bırakacağım.” , “şeytan sizi fakirlikle korkutmasın” “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allaha ait olmasın.”  Bu hakikatler bizler için ilah bir öğretidir.  Allah infak edenler için bire yedi yüz vaat ettiği halde insanlar bu öğretilere yürekten güven duyması gerekirken, aylık az bir kar payı ve ya faiz dayalı ticari bir karı elde etmek için bankalardan özel randevu alıyorlar. Bazıları da az bir kar payı alabilmek için bankalarda kuyruklar oluşturuyorlar.  Allah’a güven bu işin neresinde neden hayır yolunda kuyruklar oluşturmuyor ve hayırda yarışmıyoruz? Yoksa Allah’ın vadi, bankanın vadinden daha mı değersiz? Hala ilahi hakikatlere teslim olmanın zamanı gelmedi mi? Allah yolun da güzel bir kredi açın denildiği halde bizler. Kötü kredilere bulaştık ve kötü krediler açtık. Hani nerde bizim ilahi öğretilere güvenimiz. Allah’a böyle güven ve teslimiyet olur mu? Allah yeryüzündeki bütün canlıların rızkı bana aittir. Fakat ben sizin hidayetinizin kefili değilim derken. Bizler sanki Allah, bizim ahretimize kefilmiş gibi gayet rahat bir şekilde, Allaha olan fıtrat borcumuzu ödeme konusun da hiç endişe etmiyoruz bu konuda Allah’a tam tevekkül ederek şöyle diyoruz, Allah; Ğafurdur, Rahimdir o bizi bağışlar diyerek çok rahat davranıyoruz.  Buna rağmen sanki Allah bizim rızkımızın kefili değilmiş gibi aç kalma korkusu ile sürekli dünyaya ve dünyalıklara saldırıyoruz ve hem de işi Allaha bırakmadan. İşte tam da bu noktada tevekkül dersinde sınıfta kalıyoruz. Peki, ilahi öğretilere böyle güven duyulur mu? Artık Rabbimizin şu ayeti ile uyanıp imanımızı sorgulamamız gerekmez mi?

57.16*************اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذينَ اٰمَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

57.16 - İman edenlerin Allah'ı ve inen hakikatleri hatırlayarak kalplerinin yumuşayıp saygı ile dirilme vakti gelmedi mi? Sakın siz ey iman edenler daha önce kendilerine ilahi kitap tevdi edilmiş kimseler gibi olmayınız. Onların (kitap ile olan ilişkileri) üzerlerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı ve çoğu yoldan çıkmış kimseler oldular.
        Allaha karşı güven duyup geçmişi silerek fıtrat borcumuzu yerine getirebilme adına şu andan itibaren bu okunan ayete kulak verip, yeniden dirilip, Rahman’a söz verip O’na adanmış bir kul olalım. Rabbe adanmış olanlar;

- Allah’ı her şeyden çok severler.(2/165)   

-Müzzemmil ile nefsi inşa projesini, müddessir ile toplumsal inşa projesini gerçekleştirirler.

-Nazlarını huşu içinde kılarlar. (23.2.9)
- Gizli ve açık bir şekilde infak ederler. (2/3)
-Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, onun ayetleri onlara okunduğunda imanları artar ve onlar sadece rablerine dayanıp güvenirler. (8/2)
-Anne ve babaya iyilikte bulunup onlara öf bile demezler. (17/23)
-Amaçsız ve anlamsız şeylerden tümüyle yüz çevirirler.(23/3)
-Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat ederler.(9/5)
- Zandan sakınırlar. Zannın çoğunun haram olduğunu bilirler. (45/24
-Kendilerini arındırmak için infak ederler.
-Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. (5/54)
-Asla yalan söylemezler. (23/8)
-Emanete ihanet etmezler. (2/177)
-Söz verdiklerinde sözlerini tutarlar. (2/177)
-Yolda kalmışlara yardım ederler. (2/177)
-İnsanların kusurlarını affederler. (3/135)
-Darlıkta da, bollukta da infak ederler. (3/133)
-Kızdıkları zaman öfkelerini yenerler. (3/133)
-Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmazlar. (3/199)
-Kendilerine biri selam verdiğinde ‘sen mümin değilsin ‘ demezler. (4/94)
-Günah işlediklerinde hemen Allah’ı hatırlayıp af dilerler. (3/135)
-İyiliği emreder, kötülükten men ederler. (9/71)
-Kötülüğü iyilikle defederler. (13/22)

-Büyük günahlardan kaçınırlar. (53/32)
-Kendilerine şeytandan vesvese geldiği zaman hemen Allah’a sığınırlar.

 

- Cimrilik yapmazlar. (25/67)
- Akraba ziyaretini yerine getirirler. (13/21)
- İşleri aralarında istişare iledir. (42/38)
- Sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. (39/18)
- Kuran okunduğu zaman onu can kulağı ile dinlerler. (7/204)
- Okunan Kuran, onların imanlarını arttırır. (8/2)
- Mümin kardeşlerinin arasını düzeltirler. (49/50)
- Hayırda yarışırlar. (23/61)
- Rablerine kavuşacaklarının ve ona döneceklerinin ümidi ile yaşarlar. (2/46)
- Gözlerin ve kalplerin korkudan dehşete kapıldığı kıyamet gününden korkarlar. (24/37)
-Ne bir Ticaret ve ne de bir alışveriş onları Allah’ı gündemde tutmaktan asla alıkoymaz. (24/37)
 - Seher vakitlerinde tövbe ve istiğfar ederler.

- Pek az uyurlar. (51/17) Geceleri yanları yataklarından ayrılır gecenin derinliklerinde secdeye vararak ve kıyama durarak, Rablerini anarlar.

- Ümit ve korku ile rablerine yalvarır ve: “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü cehennem azabı, gerçekten, pek korkunç, pek yaralayıcıdır, o ne kötü bir yer ve o ne kötü bir duraktır!”

- "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru."  (40/7)

- "Rabbimiz, bizi ve bizden önceki iman ile göçüp gitmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı zerre kadar kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (59/10)  

        Yukarıda zikredilen hayat tarzı kişinin Allaha olan fıtrat borcu sorumluluğunun inşa ettiği bir hayat modelidir. Herkes yeniden kendi hayat modeline baksın. Eğer hayatımız yukarda zikredilen şekilde bir hayat ise bizler fıtratımızın zekâtını veriyoruz demektir. Yok, eğer hayatımız yukarıda zikredilen tarzda bir hayat tarzından çok uzak ise bizler, Allaha olan fıtrat borcu sorumluluğundan çok uzak yaşıyoruz demektir.

 3.85*************وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرينَ

3.85 - Kim Allah'a teslimiyetten başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahretin sabahında hüsrana uğrayan ( iflas eden) kimselerden olacaktır.
 
Eklenme Tarihi : 18.01.2015 18:40:31
Okunma Sayısı : 960