مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافاً كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Kim Allah’a (onun yolunda) güzel bir kredi (limiti) açarsa, Allah da onun verdiğinin (mükâfatını) kat kat artırır. (İmkânları) Daraltanda genişletende Allah’tır ve siz O'na döndürüleceksiniz. (Bakara:245)

EL-AZÎZ

EL-AZÎZ

Sonsuz şeref kaynağı

Gücü mükemmel şerefi yüksek olan

 

“Eğer hakikatin apaçık belgeleri size geldikten sonra ayaklarınız kayarsa, Allah’ın akıl sır ermez bir Aziz ve Hakîm olduğunu unutmayın”  (Bakara 2:129)

 

“Eğer onlara azap edersen (bu sana kalmıştır); zira onlar (benim değil) Senin kullarındır. Yok, onları bağışlarsan (bu Sana kalmıştır) ;şüphe yok ki Sen, evet sensin El-Aziz olan, El-Hakîm olan” (Mâide 5:118).

 

“Kim kalıcı şeref ve itibar arıyorsa, iyi bilsin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah’a mahsustur. O’na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yücelten ise imana uygun eylemlerdir. Gizliden gizliye çirkin entrikalar tasarlayanlara gelince: Onları şiddetli bir azap beklemektedir; bu gibilerin tuzakları da hiçe çıkacaktır. (Fâtır 35:10)

 

O istediğini Aziz eder. Bir kulunu aziz edeceği zaman O’na el-Azîz ismiyle tecelli eder. Bu tecelliye mahzar olan kul önceleri ”kitap nedir iman nedir bilmeyen” bir yetim iken, O Azîz edince “âlemlere Rahmet” olur. O sonsuz izzetiyle bir şehre tecelli eder. O şehir; cennet gibi bir tabiata, zümrüt gibi ormanlara, gürül gürül akan ırmaklara, atlas gibi sahillere sahip olmadığı gibi, simsiyah volkanik kayalarla kaplı tepelerin ortasında, bir çukura gömülü olduğu halde iken, onu “şehirlerin anası” ve “emin belde” vasfına sahip Mekke kılan. O bir ”evi” aziz edeceği zaman, o eve el- Azîz ismiyle tecelli eder, o ev yeryüzünün göbeği, arzın kalbi, insanların binlerce yıldır uğruna en sevdiklerini terk edip ziyarete koştukları Kâbe olur.  

 

Bu resimde: simsiyah volkanik dağların arasında, çukurda kalmış, dünyanın göz bebeği Kabe’yi, etrafı kalabalıklaşmış Mekke’yi, yani Allah’ın izzet ve şerefinin tecellisi ile inananları celbeden bir çekim merkezi haline gelmesini resmetmeye çalıştık.

 

Kabe’nin bulunduğu yer yeryüzünün göbeğidir; yeryüzü manevi gıdasını buradan alır.(M.İslamoğlu)

Kabe, Allah’ın karşısında kulun iddiasızlığının şaheseridir.(M.İslamoğlu)

Semboller değerlerini sembolize ettikleri hakikatten alırlar.(M.İslamoğlu)

الْعَزِيزُ

Luğavi Çerçeve;

Aziz ismi şerifi lüğavi olarak çok geniş manalar ihtiva eden bir isimdir. Kelime, kök olarak;عَزَّ  fiilinden türemiş olup; “Güç, kuvvet, destek, üstünlük, izzet, şan şeref” gibi manalara gelir. İzzet; insanı zillete düşmekten alıkoyan iyi niteliklerin adıdır. El-Aziz ise; bir ismi-faildir. Kelime mazi, muzari ve mastar olarak şöyle kullanılır;  عَزَّ يَعِزُّ عِزّاً Araplar sert toprağa;   أَرْضٌ عَزازٌ derler. Toprağın bu şekilde adlandırılmasının sebebi; toprağın aşınmaz bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bu manada El-Aziz; aşınmaz ve aşılmaz tek ve yegâne güç, kuvvet sahibi demektir. Çünkü hiç kimse El-Aziz olan Allah’ı aşıp kurtulacak kadar aziz değildir. Herkes El-Aziz’in karşısında ancak El-Aciz’dir. Emir ve iradesine karşı koyacak bu kâinat kim olabilir ki? Emrettiğini ve hükmettiğini bozacak, o hükmü aşacak hiçbir güç yoktur. O, hükmünü ve emrini her zaman ve her daim uygulayan yegâne güç sahibi El-Aziz olandır.  Aziz kelimesi; zelil kelimesinin zıttı olarak kullanılır. Bu kullanımı kur’an-ı Kerim de şöyle geçmektedir;

5.54*************يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دينِه فَسَوْفَ يَاْتِى اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرينَ يُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَليمٌ

5.54 - Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah pek yakında kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini (Allah’ı) sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu', Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.

İzzet kelimesi, Allah dışında birileri için kullanıldığında hem olumlu hem de olumsuz manada bir kullanıma sahiptir. Allah’ın Salih kulları için aziz kelimesi; izzet manasında kullanılır iken, Allah yokmuş gibi yaşayanlar için ise gurur, kibir ve büyüklük taslama manasında kullanılmaktadır. Gurur, kibir ve büyüklük taslama manalarında kullanıldığı iki ayet;

2.206*************وَاِذَا قيلَ لَهُ اتَّقِ اللّٰهَ اَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِالْاِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ

2.206 - Kendisine ne zaman "Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!" dense, yersiz gururu onu günaha sevk eder: Böylelerinin payına cehennem düşecektir; ne kötü bir konaklama yeridir orası!

38.2*************بَلِ الَّذينَ كَفَرُوا فى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

38.2 - Ama hakikati inkâra şartlanmış olanlar, boş gurura ve kibre kapılmış (bu sebeple) (doğru yolu bırakıp) yanlış ve eğri yollara sapmışlardır.

 

İzzet, şan şeref manasında kullanıldığı yer;

63.8*************يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا اِلَى الْمَدينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْاَعَزُّ مِنْهَا الْاَذَلَّ وَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِه وَلِلْمُؤْمِنينَ وَلٰكِنَّ الْمُنَافِقينَ لَا يَعْلَمُونَ

63.8 - (Ve) onlar: "Kente döndüğümüzde şan şeref sahibi olan (biz)ler, zavallı biçareleri oradan sürüp atacaktır!" derler. Ama asıl şan şeref, Allah'a, O'nun Elçisi'ne ve inananlara aittir ama ikiyüzlüler bunun farkında değiller.

              İkiyüzlü kimseler şan ve şerefin ne olduğunu bilmedikleri gibi, şan ve şerefin kimlere ait olduğunu da bilmezler. Onlar kendilerini aziz görürken ve kendilerini bu kelime ile ifade ederken, Allah ise onları zelil ve rezil olarak isimlendirdiği gibi aynı zamanda onlar için kullandığı izzet kelimesinin manasını kibir ve gurur olarak manalandırmaktadır. Onlar  kibri izzet, izzeti ise kibir zannederler. Demek ki; İzzet insanların anladığı değil, Allah’ın insanlara anlattığıdır. Bu manada izzetini Allah’tan almayan hiçbir izzet, izzet değil ancak zillettir, horluktur ve hakirliktir. Çünkü izzet ve şerefin kaynağı Allah’tır. İzzet ve şerefin tamamı da Allah’a aittir. El-Aziz; İzz’den fiilinden türemiş bir isim olması hasebiyle Fiilin faili konumundadır. Eşsiz ve benzersiz bir güce ve üstünlüğe sahip olan, eşi ve benzeri bulunmayacak derecede değerli olan kimse için kullanılan bir isimdir. Aynı zamanda El-Aziz’e yöneleni de aziz edip izzetli ve güçlü kılandır. Aziz isminin çoğulu; عِزَازٌMüennesi ise; العُزَّى El-Uzza; aynı zamanda Mekke müşriklerin putlarına taktıkları isimdir. Allah’ın esmasında ilhada sapmış ve onun güzel isim ve sıfatlarını alıp başka varlıklara yakıştırmışlardır. Esmada tevhit; Allah’ın hakkını Allah’a mahlûkatın hakkını da mahlûkata vermektir.

Nazari çerçeve;

              Yüksek dağlara, engin denizlere, denizlerde ki fırtınalara, uçsuz bucaksız çöllere, aya, güneşe, yıldızlara, koca kozmik kâinatın neresine kulak verirsek verelim, tüm kâinat varoluşundaki gücü ve izzeti ile hep bir ağızdan Ya Aziz, Ya Aziz, Ya Aziz diyerek yüce yaratıcıyı tespih ettiğini işitiriz. Bize düşen: Allah’ın aziz ismini âlem sayfalarında okumak, lisan-ı halleriyle ya aziz ya aziz diye zikir eden mahlûkatın tesbihatını işitmek, bu tesbihata iştirak etmek ve kuranı kendimize rehber yaparak hem dünyada hem ahirette aziz olmaktır. Kâinatın her zerresini üstün bir güç ile var edip izzetli kılan ancak o’dur. Varlık varlığındaki izzetini El-Aziz olan Allah’a borçludur. Çünkü varlık, yokluktan üstündür. Var olmak bir üstünlük ve şeref ise bu üstünlüğü ve şerefi de var eden hiç şüphesiz El-Aziz olan Allah’tır. Varlık âleminde olmak bir izzet, varlık âlemi içinden seçilip El-Aziz olan Allah’a muhatap olmak ikinci bir izzettir. Muhatap olduktan sonra kişinin ameline göre izzetine izzet katması ise üçüncü bir izzettir. Yani birinci izzet; varoluş izzeti, ikinci izzet; iman izzeti, üçüncü izzet ise; mukarreb olma izzetidir. Birinci izzet vehbidir. Fakat ikinci ve üçüncü izzet ise kesbidir. Birinci ve üçüncü izzetin anlam kazanması ikinci izzete bağlıdır. Bu manada iman en büyük izzettir. İman diğer iki izzetti anlamlandıran ve onlara değer kazandıran bir izzettir. İman yoksa izzettin hiçbir türlüsü yoktur. İman ile edilmiş izzettir. Edinilmiş izzet korunmaya ve bakılmaya muhtaçtır. İman ile edinilen izzetin korunması vahiyle olur. Vahiy ile izzetini korumayanlar ve ya izzetini vahye teslim etmeyenlerin izzeti; zillete dönmeye mahkûm olur. Çünkü izzet varsa zillet yoktur, zillet varsa izzet yoktur. “ İzzet içinde Zillet, Zillet içinde de İzzet aranmaz.” İnsan dünyada ne kadar izzet taslamışsa, orada o kadar zillet çekecek. İzzet arayanlar imanlarına baksınlar. İzzeti iman da değil; parada, makamda, güçte, siyasette ve çoklukta arayanlar ancak zillet bulurlar. Kur’an’a göre üstünlük, şeref ve izzet; soyla, zenginlikle, bir yere mensup olmakla, diplomayla ve ya kişinin dili ve ırkı ile değil; iman ve imanın getirdiği ahlâkla kazanılır. İman gibi üstün bir izzet, amel gibi üstün vazife yoktur. İmam Ali’nin şu sözü bu hakikati ne güzelde ifade ediyor.

يَا ربّي كفاني فخرًا أنْ تكون لي ربًا و كفاني عِزًا أنْ أكونَ لك عبدًا

“ Ya Rabbi bana övünç olarak senin bana Rab oluşun yeter ve bana izzet olarak da benim sana kul oluşum yeter.”

Allah, kullarından varoluşlarındaki izzetlerini iman ile imanlarını vahiy ile taçlandırmalarını ister. Varoluştaki izzet ile iman izzeti birleşince nurun ale nur olur. Kişiye izzet üstüne izzet veren El-Aziz olan Allah’tır. Kişiye düşen de var oluşundaki bu izzetinin ve O’na muhatap oluşunun şükrünü eda etmektir. Bu ise kulun iradesini El-Aziz olan Allah’a müteveccih kılması ile olur. İradesini El-Aziz’e müteveccih kılmayanlar izzetlerini zillete dönüştürürler. Kişinin iradesini El-Aziz’e müteveccih kılması ise ancak gönderdiği vahye sımsıkı sarılıp, gereğince amel etmek ile olur.

21.10*************لَقَدْ اَنْزَلْنَا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

21.10 – Yemin olsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Her izzet sahibi; izzet ve şerefini El-Aziz olan Allah’a borçludur. O’ndan mahrum olan gerçek şeref ve izzetten de mahrum olur. O’na kul olan, kulluğu kadar izzet ve şerefe nail olur. İzzet; kulluğun meyvesi, Kulluk teslimiyetin meyvesi, teslimiyet; imanın meyvesi, iman; iradenin meyvesi, irade ise sevginin ve muhabbetin meyvesidir. Sunuç olarak baktığımızda izzetli olmak ve izzeti muhafaza etmek ancak El-Aziz olanın aziz kitabına sımsıkı sarılmakla olur. Çünkü kur’an’ın bir ismi de azizdir. Yani kendisine yöneleni aziz eden, yeryüzünde de kitapların en azizi ve en şereflisi ve en değeli olandır.

41.41*************اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزيزٌ

41.41 - Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı hiçe sayanlar (var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır); çünkü O, aziz (şerefli, üstün, değerli) bir Kitap'tır.

                       Şeytan; şeytan olmasına rağmen Allah’ın izzetini kabul ve ikrar ederek “fe bi izzetike” İzzetine yemin olsun diyerek bunu dile getirmiştir. İnsanoğlu öylesine izzetsiz bir yapıya bürünmüş ki şeytanın itiraf ettiği izzet hakikatini ikrardan kaçınmış ve El-aziz olan Allah’ın hakkını başka varlıklara vererek şeytandan daha aşağı bir konuma düşmüştür. Mahlûkatın tamamı onun aziz oluşunu ikrar etmese bile O zaten azizdir. Tüm kâinat isyan etse izzetinden bir zerre kaybolmaz, tüm kâinat secdeye kapansa O’nun izzetine zerre kadar izzet katmaz. Çünkü O El-Aziz olandır. İzzetin mutlak kaynağı, eşsiz ve benzersiz izzet sahibi, izzeti ezelden ebede devam edendir. O öyle bir Azizdir ki; Kâinatta hiç kimse O’nun Kudretine direnme ve O’na karşı koyma ihtimali yok. Vadini yerine getirir, hükmünü icra eder, El-kahhar olarak kendisine dikleneni kahreder, asla mağlup olmaz. Hiç kimsenin dayatma ve tesiri altında kalmayan, koyduğu kanunların bile tesirinde kalmayan, istediği harikaları ve güzellikleri kendisine yakışır bir tarzda en mükemmel şekilde yapan ve yaptığı tüm bu işlere izzet veren ancak El-Aziz olan Allah’tır. Âlemde her izzet sahibinin izzeti ayaklar altına alınabilir, izzeti kırılabilir, karşı konulabilir ve hatta izzetleri zillete dönüşe bilir. Ancak onun izzetine zarar verecek ve El-Aziz’in izzetini kıracak hiç kimse yoktur. Karşı konulamaz tek güç, izzetine zillet bulaştırılamayacak yegâne ilahtır. İzzetine karşı koymak isteyenleri zelil ve hakir kılan El-Aziz olan Allah’tır. İzzet isteyeni de izzetlendiren O’dur. Allah’ın (c.c) izzeti, sadece kendisini zilletten koruyan bir izzet değil, kendisine itimat edip dayananı da zillete düşürmeyen bir izzettir. Yenilmeyen, yanılmayan, kendisiyle uğraşılamayan, hükmüne karşı gelinemeyen bir izzettir. İtimad edip vikâyesine sığınanları izzetiyle muazzez ve mükerrem kılan bir izzettir. Birini aziz edeceği zaman o’na El-Aziz oluşu ile tecelli eder. Aziz ismine mazhar olan kul insanlık içinde en esfelden en eşrefe yükselir. Kitap nedir? İman nedir? Bilmeyen bir çobana aziz ismi ile tecelli etti ve o’nu âlemlere rahmet kıldı. Bir bölgeye ve bir ev’e aziz ismi ile tecelli etti oraları yeryüzünün en bereketli ve yeryüzünün en şerefli diyarları haline getirdi. O zaman ey kul düşün; bir cansız varlığa aziz ismi ile tecelli eden rabbimiz onu yeryüzünün en şerefli yeri kıldığına göre bize bu isimle tecelli ederse bizi ne kadar şerefli ve değerli kılar değil mi?

             İzzet insandan emek ister. Emeğe dayanmayan ve asla yok olmayacak olan izzet, El-Aziz olana mahsustur. O, izzetlenmek için bir emek harcamaz. Çünkü O, izzet alan değil; izzetin kaynağı olması hasebiyle izzet verendir.  İnsan için izzet irade ister. O zaman kula düşen emek, El-Aziz’e düşen ise emeğe izzet vermektir. İzzeti elde eden kul en büyük nimeti elde etmiş demektir. Bu büyük nimeti zahmete döndürmemesi için kulun şunu bilmesi gerekir; İzzet kibre kapılmak ve büyüklük taslamak değildir. İzzet, insanın nefsini yani kendi hakikatini tanımasıdır. Kendisini değersiz bayağı ve sıradan şeyler uğrunda harcamamalı ve kendisini sürekli kerim ve kıymetli işler için feda edebilmenin yollarını aramalıdır. İzzet; kişinin durması gereken yerde durmasıdır. İnsanların övgüleri de yergileri de onun gözünde aynıdır. Taş yerinde ağırdır sözü işte bu hakikati anlatır. İzzet; gösterilen değil kazanılan bir şeydir, gösterilen izzet izzet değil kibirdir riyadır. Kibir ise kişinin kendini bilmemesi, durması gereken yerde durmaması ve kendisini bulunduğu konumdan üstün göstermesidir. Kazanılan izzet gerçek izzet iken, gösterilen izzet ise suni ve yapay izzettir. Gösterilen izzet zilletir, kibirdir ve riyadır. İnsan dünyada ne kadar izzet taslamışsa, orada o kadar zillet çekecektir. Dünyada ne kadar dik kafalılık etmiş ise, ahrette de o kadar başı eğik olacak. Ne kadar harcamışsa, o kadar hesap verecek. Ve sonunda izzetliler bir yana, zeliller ise bir yana ayrılacak. Mü’minler, Allah’ın azizler diyarı olarak terbiye ettiği Cennete doğru şevkle yol alırken, münkir ve müşrikler, zeliller diyarına, Cehenneme düşecekler. “İzzet ve zilletin ancak Allah’tan olduğu” hakikati bütün haşmetiyle işte o zaman tecelli etmiş olacaktır. Aziz iken Hakk’ın dergâhında zelil olalım ki, zelil olduğumuzda O’nun lütfuyla yine izzete kavuşalım. İzzet, insanın başkalarınca mağlup edilmesine mani olan hal demektir. Bu “başkaları”, ihtiyaçları, ihtirasları, nefsi, hevası, alışkanlıkları, düşkünlükleri, hoşlandıkları, şeytan, nefis, diğer insanlar olabilir. Bunlara karşı yenilmemesidir. Çünkü izzet üstünlüktür. İşte bu saydıklarımızı yenen bunlara üstün gelmiş ve izzeti kazanmış demektir. İnsanın kendisini zilletten koruması hürriyet olarak da isimlendirilir. İnsanın kendisini zilletten koruması ve izzetli olabilmesi için;

1:İman ile ayağa kalkmalı.

2:İmanını vahiy ile bütünleştirmeli.

3: Kimsenin elindekine göz dikmemeli (tokgözlülük) olmalı.

4:Minnetsiz bir hayat yaşamanın mücadelesini vermeli.

5: Yalnızca Allah’a (c.c) tevekkül ederek Allah’tan (c.c) başka hiç kimseden bir şey beklememeli ve istememeli

6: Kâfirlere karşı dik durmalı, müminlere karşı her zaman mütevazı olmalıdır. Her zaman hakikat uğrunda veren olmak ve vermek izzet sahibi olmada çok önemlidir. Asıl izzet yemekte değil, yedirmektedir; almakta değil, vermektedir.

 Kur’an-i Çerçeve;

El-Aziz ismi Kur’an-ı Kerim’de 99 yerde geçmektedir. Bunlardan 88 tanesi Allah’ın sıfatı olarak kullanılırken, geriye kalan 11 tanesi ise sadece isim olarak kullanılmıştır. Allah’a sıfat olarak kullanılan 88 El-Aziz sıfatı müstakil olarak değil, Allah’ın başka bir isim ve sıfatı ile birlikte kullanılmaktadır. El Aziz ismi ile birlikte geçen isimlerin toplamı 11 adet olup, bunlar; Hâkim, Zuntikam, Âlim, Kaviy, Hamid, Rahim, Ğafur, Vehhab, Ğaffar,  Muktedir ve Cebbar isimleridir. Hâkim ismi ile;48 defa, Zuntikam ismi ile;4, Alim ismi ile;6, Kaviy ismi ile;7, Hamid ismi ile;3, Rahim ismi ile;13, Ğafur ismi ile;2, Vehhab ismi ile;1, Ğaffar ismi ile;3 ve Muktedir ismi ile de;1 defa olmak üzere El-Aziz ismi kur’an da diğer esmalarla beraber en çok kullanın isimlerden biridir. Kur’an-i çerçevede bu ismi incelerken diğer esmalar ile geçtiği tüm ayetleri değil, diğer esmalar ile geçtiği sadece bir ve ya iki ayet anlatarak aziz ismini tanımaya çalışacağız. El-Aziz ismi, 11 esma ile beraber kullanılmış ve bu esmalardan sadece 2 Allah’ın celal sıfatlarından iken, geriye kalan 9 isim ise Allah’ın cemal sıfatlarındandır. Allah-ü Teâlâ'nın izzet sıfatı, gazap ve ya azap sıfatları ile bir­leştiği azdır, daha çok hikmet ve rahmet sıfatları ile beraber gelir. Şayet insanların dünya üzerinde yaptıklarına göre Cenâb-ı Hak, Aziz’urrahim olarak ile değil de, aziz’unzüntikam olarak tecelli etseydi, her şey çoktan alt üst olurdu. Çünkü rahmeti kendisine ilke edinmiş iken, azabını ise dileyene isabet ettirir.

Hâkim ismi ile kullanıldığı yerler;

“Hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakip kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar."

“İzzet bir güçtür; İzzeti hikmet ile hareket etmek gerekir ki, izzet yerini bulsun.”

35.2*************مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه وَهُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

35.2 - Allah'ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz ve O'nun kapattığını da kimse açamaz; çünkü O, izzetin kaynağı, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

         Yani; Allah kime rahmet kapılarını açacağını ve kimin rahmet kapılarını hak etmediğini bildiği için hükmün de tam isabet eden hâkim ve aziz olan O’dur. Bundan dolayı Allah, izzet-i hikmet ile hareket eder. Çünkü O’nun hükmünde izzet vardır. Hükmüne boyun eğen izzet bulur. İzzet bulan O’nun hükmüne boyun eğenlerdir. Allah asla izzetsiz bir hüküm vermez. Bize düşen de hükmederken izzet ile hükmetmektir.

2.209*************فَاِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ عَزيزٌ حَكيمٌ

2.209 - Size, hakikatin apaçık belgeleri (ayetleri) geldikten sonra yine de kayarsanız, bilin ki Allah, gerçekten izzetin kaynağı, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.  

 

         Allah, izzetin kaynağıdır. Sizin kaymanız O’nun izzetine zerre kadar zarar vermez. Allah, apaçık beyyinelerini size göndermek ile hikmet ile hükmetmiş ve hükmünde tam isabet etmiştir. Sizler O’nun hükmüne, beyyinelerine tabi olursanız izzeti siz kazanırsınız, yok eğer kayar sanız O zaten izzet sahibi ve hükmünü her daim icra eden Aziz-ül Hâkim’dir.

عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُ وَاللّٰهُ عَزيزٌ ذُو انْتِقَامٍ

5.95 - Allah geçmişi bağışladı. (Fakat) kim bir daha böyle yaparsa (geçmiş cahiliyetine dönerse) Allah (O’na yaptığının acısını muhakkak tattırır) ondan intikamını alır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir. (Kişiye yaptığının acısını tattırandır)

 

        Allah, insanın geçmişini silip tertemiz yaptıktan sonra, insan için hiç bomboş bir sayfa açtıktan sonra ısrar ile kul sayfasını karalamak isterse hiç şüphesiz Allah, karanlığın acısını ona tattıracaktır. Ve kişiye yaptıklarının acısını elbette tattıracaktır. Bunu yapmaya gücü yetendir. Çünkü O Aziz-ün Züntikam’dır.

14.1*************الَرٰ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَزيزِ الْحَميدِ

14.1 - Elif Lâm Râ. Bu, Rablerinin izniyle bütün insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa, O yüceler yücesinin, O her övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz (bir vahiy,) bir ilahi kelamdır.

 

       Kitabın gönderilişinin en büyük gayesi insanlığı karanlıktan nura çıkarmaktır. Bu ise rabbimizin bize bir ikramıdır. İkram edene şükretmek ve O’nu övmek ise kişiye bir borçtur. Kişi bu borcu ve övgüyü O’nun gönderdiği kitaba ittiba etmekle yerine getirebilir. Allah öylesine aziz ki; gönderdiği kitabı da aziz, kitabı vahyeden melekte aziz, melekten vahyi alan peygamberde aziz, peygamberin vahyi ulaştırdığı kimselerde aziz. Tüm bu izzetler; övgüye layık olan Aziz-ül Hamid olan Allah’a aittir. O izzet sahibi olduğu için zaten övülmeye layıktır. İzzeti olmayanın övgüsü olur mu? Baksanıza bu insanlara izzetsiz insanları nasılda övüp duruyorlar. Hâlbuki övülecek olanın izzeti olmalı. İzzet ise ancak Allah’ındır, O’nun Resulü’nündür ve müminlerindir.

يس (1) وَالْقُرْآَنِ الْحَكِيمِ (2) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (3) عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (4) تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (5)

“ Şahit ol Ey İnsan, bu hikmet ile dolu kur’an da şahit olsun ki, hiç şüphesiz sen gönderilmiş bir elçisin, dosdoğru bir yol üzeresin, çünkü o kur’an Aziz ve Rahim olan tarafından indirilmiştir.”

 

Kur’an’nın gönderilişi en büyük rahmettir. İnsan bu rahmeti elde etmek istiyorsa iradesini kullanmalıdır. Kur’an; insandan irade ister. İradesini kullanana ise izzet verir. Aziz ismi kur’an-ı kerim de neden Rahman sıfatı ile değil de Rahim sıfatı ile gelir? Cevap; Şayet Rahman sıfatı ile gelseydi kullarının iradesine bakmaksızın onları bu dünyada hep izzetli kılardı. Çünkü Rahman kulun iradesine bakmaksızın rahmet eden, Rahim ise kulun iradesine göre kuluna rahmet edendir. Ayeti kerimede üç temel faktör vardır. Birincisi; Kur’an, ikincisi; rahmet, üçüncüsü ise; izzettir. Üçünü birleştirdiğimizde; Kur’an kime rahmet okursa o kimse için izzet olur, her kim de izzet sahibi olursa, o kimse de canlı kur’an olur.

41.41*************اِنَّ الَّذينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزيزٌ

41.41 - Kendilerine Kur'an geldiği vakit, onu hiçe sayanlar, (azaba uğratılacaklardır). Muhakkak ki, o çok şerefli bir kitaptır.

 

“Kitabul aziz” kur’an için bu ismin kullanılmasının sebebi; Kur’an’ın yeryüzünün en şerefli ve en değerli kitabı olmasından kaynaklanır. Hakikati inkâra şartlanmış olanlara göre kur’an onları izzetsiz kılacağı düşüncesi vardı. Allah ise onların bu düşüncesinin boş ve anlamsız olduğunu onlara göstermek için bu kitabın ismini aziz koymuştur. İzzet sahibi bir kitap ve izzet veren bir kitaptır. Bu hakikati peygamberimizde bize şöyle haber vermektedir:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَفَضْلُ كَلَامِ اللَّهِ عَلَى سَائِرِ الْكَلَامِ كَفَضْلِ اللَّهِ عَلَى خَلْقِهِ

“Allah’ın kitabının diğer kitaplara olan üstünlüğü, Allah’ın kullarına olan üstünlüğü gibidir.”

وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِىٌّ عَزيزٌ

22.40 - Ve muhakkak ki Allah, O'nun davasına arka çıkanlara yardım edecektir. Çünkü Allah (her şeyi hükmü altında tutan) en yüce kuvvet ve güç sahibidir.

 

        Nükteli bir esma. Neden kadir-ul Aziz değil de, Kaviy-ül Aziz gelmiştir. Cevap; Çünkü Kadir ismi, varlığa var oluşundaki potansiyel gücü verendir. Kaviy ismi ise; verilmiş olan bu potansiyel gücün üstüne kulun iradesine bakarak o’nu takviye edendir. Yani; ey kul sen, sana verilen potansiyel gücün üstüne iradeni ekleyerek Allah’ın dinine yardım edersen Allah’ta seni takviye eder ve san güç, izzet verir. Çünkü O kulunu takviye eden El-Kaviy ve kuluna izzet veren El-Aziz’dir. 

 

 

22.74*************مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِىٌّ عَزيزٌ

22.74 - Allah'ın gücünü gereği gibi kavrayıp değerlendiremiyorlar; Çünkü Allah (her şeyi hükmü altında tutan) en yüce kuvvet ve güç sahibidir.

 

      İradesini Allah’ı tanıma uğrunda kullanmayanlar Allah’ı gereği gibi takdir edemezler. Böyle kimselere de Allah El-Kavi ve El-Aziz olarak tecelli etmez. El-Kaviy ismi ile tecelli etmedi mi kul takviye bir güce yani iradesini hakikat uğrunda kullanamaz. Hakikat uğrunda kullanılmayan bir irade de izzet olmaz.

35.28*************وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰؤُا اِنَّ اللّٰهَ عَزيزٌ غَفُورٌ

35.28 - ve (nasıl ki) insanlar, sürüngenler ve hayvanlar türlü türlü renkler taşıyor! Kulları arasından yalnız anlama ve kavrama yeteneğine sahip olanlar Allah'tan (hakkıyla) korkarlar, (çünkü yalnız onlar bilir ki) Allah kudret Sahibidir, çok bağışlayıcıdır.

 

     İnsanların, canlıların ve hayvanların renkleri bir olmadığı gibi, iradeleri de bir değildir. İradelerini Allah’ı tanıma adına kullana kimselere Allah, rahmet etmiş ve o kimselerin günahlarını da bağışlamıştır. Bu iradeyi en iyi kullanan ve Allah’ın affına en çok mazhar olanlar âlimlerdir. Bir kul bağışlanırsa muhakkak ki izzet bulmuştur. Kulları içinde en izzetli olşanlar ise âlimlerdir. İzzetli olan insanları da Allah bağışlar ve affeder.

38.9*************اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزيزِ الْوَهَّابِ

38.9 - Yoksa onlar, kudret ve lütuf sahibi olan Rabbinin rahmet hazinelerine sahip (olduklarını mı zanneder)ler?

 

     İnsanlar sanki rahmetin hazinelerine sahiplermiş gibi herkese rahmet dağıtıyorlar. Oysa rahmet hazineleri Allah’ın’dır ve bu hazineden kimlere pay vereceğini yine kendisi belirlemiştir. Rahmeti hak etmeyen insanları da rahmetli görmek doğru değildir. Allah’ın rahmeti ise Allah’ın kuluna hibesidir.

 

40.42*************تَدْعُونَنى لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه مَا لَيْسَ لى بِه عِلْمٌ وَاَنَا اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزيزِ الْغَفَّارِ

40.42 - Siz beni, Allah'a nankörlük etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyi O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Bense sizi o Azîz ve Gaffâr olana davet ediyorum.

 

      Ğafur ismi ile de gelen Aziz ismi bu defa ğaffar ismi ile gelmiştir neden? Cevap; Ey Allah’a karşı şirk gibi en büyük günahı, cürmü işleyen kullar! Biliniz ki Allah kulunun günahın çeşidine, adedine ve ne zaman döndüğüne bakmaksızın kulunun dönüşünü kabul eden, günahlarını bağışlayan ve kuluna izzet verendir. Bu kadar günah işledim artık olur mu demeyin hiçbir günah Allah’ın rahmetinden daha geniş olmadığı gibi O’nun bağışlamasından da daha büyük değildir.

41.12*************فَقَضٰیهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فى يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فى كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابيحَ وَحِفْظًا ذٰلِكَ تَقْديرُ الْعَزيزِ الْعَليمِ

41.12 - Ve onları iki evrede yedi g?k olarak yarattı, her göğe kendi işlevini yükledi. Biz, yere en yakın olan gökleri ışıklarla süsledik. Ve onları emniyetli kıldık: İşte bu, Kudret Sahibi ve Her şeyi Bilen'in takdiridir.

 

      Koca kozmik kâinat Allah’ın El-Âlim ismi ile ve El-Aziz ismi ile kuşatılmıştır. İlmi her şeyi kuşatan rabbimiz ilmi ile kuşattığı âleme aynı zamanda izzet vermiştir. İlim en büyük izzettir. İlim değerini izzetten, İzzet ise değerini ilimden alır. İzzetsiz ilim olmadığı gibi, ilimsizde izzet olmaz. İnsan için izzet elde etmek ilme bağlıdır. İlim olmadan bir şey bilinemez. Bilinemeyen bir şey sevilemez. Sevilemeyen bir şeye itaat ise kulluk değil ancak kölelik olur. Bizler Allah’ın kölesi değil kullarıyız. Kulluk ise ancak ilimle olur. Bilmek ile tanımak ile ve anlak ile olur. Bu üç şeyin temelini ilim oluşturur. Bir insanın ilimi ne kadar çok olursa o kadar çok Allah’ı bilir, tanır ve anlar. Bundan dolayı kulları içinde Allah’tan en çok korkan âlimlerdir.

54.42*************كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَزيزٍ مُقْتَدِرٍ

54.42 - Onlar Bizim bütün mesajlarımızı yalanlamışlardı. Bunun üzerine, yalnızca, her şeyin belirleyicisi olan Kudret Sahibinin hesap soracağı şekilde onlara hesap sorduk.

59.23*************هُوَ اللّٰهُ الَّذى لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

59.23 - Allah O'dur ki; O'ndan başka ilah yoktur... Melîk'dir= mülkün ve saltanatın yöneticisidir, Kuddûs'dür= her türlü noksanlık ve ayıplardan beridir, Selâm'dır= bütün afet ve kederlerden salimdir, Mümin'dir= emniyet verendir, Müheymin'dir= her şeyi gözetip koruyandır, Aziz’dir= İzzetin kaynağıdır, her şeye galiptir, Cebbar’dır= kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzeltendir, varlığı çok yücedir, Mütekebbir'dir= azamet ve ululuk sahibidir. Allah, (müşriklerin kendisine) koştukları ortaklardan münezzehtir. 

9.128*************لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَريصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنينَ رَؤُفٌ رَحيمٌ

9.128 - Gerçek şu ki, (ey insanlar,) size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin (öte dünyada) çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini (zihnen) büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün (ve) müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi...

 
Eklenme Tarihi : 01.06.2013 02:27:15
Okunma Sayısı : 5690