وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve (ondaki) hikmet'i düşünün. (Ki;) Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve iyi biliniz ki, hiç şüphesiz Allah her şeyi bilendir. (Bakara:231)

FECR SÛRESİ


وَالْفَجْرِ

1.And olsun fecre,

Fecr; f-c-r kökündendir, yarıp çıkmak manasındadır. Tan yerinin ağarma zamanı,güneşin doğma anına denir. Karanlığı yok etmek için onu yarmak, dağıtmak imâsıda taşır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

2. Ve on geceye,

On gecenin üzerine yemin etmek, gecelerin şahitliğini dile getirmektir. Zira, bazı gecelere şahitlik edecek kimse kalmamıştır. Karanlığın içinde helak olmuşlardır. “Şu geceler dile gelip konuşsa” edebi üslubu ile sûre başlamaktadır.

On gecenin şahitliği, nüzul ortamında bilinen, on gecede helak olan kavimlerin yaşadığı korkunç sonlara veya o kavimlerden “isra” gece yürüyüşü ile kurtulanlara atıf olabilir. On gece ile alâkalı görüşümüzün delili 6. ayetten itibaren helak olan kavimlerden örnekler sunulmasıdır. Muhatabın zihninde oluşturulan merak ile vahiy konuya giriş yapmaktadır. Bu üslup Kur’an’ı dinlemeye direnenlere atılan zihni oltalar gibi. Gecenin ilk muhataptaki olumsuz çağrışımı da kullanılmıştır. Bundan dolayı, Felak sûresinde karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, felâkın/aydınlığın Rabbi olan Allah’a sığınmamız gerektiği öğretilir.

Şimdi Kur’an’da helâk olup karanlıklar içinde kalan resûllerin gece çıkıp uzaklaştığıbu on kavmi bir ibret vesikası olarak görelim.

1- Nuh kavmi. Araf:59 Mümin:5, Ankebut:14, Hud:89

2-Ad Kavmi ve İrem şehri. Tek resulün gittiği iki farklı yerleşim yeridir.

3-Semûd Kavmi. (Hicr Ashabı) Bkz. Hicir 80-84

4-Ress Kavimleri. (Ashabul Karya) Bkz. Furkan 38-39

5-Lut Kavmi. Bkz. Hud:81. Bu ayette Hz. Lut’un gece kendisine inananlar ile kavmini terk edişi anlatılır.

6-Medyen ve Eyke Halkı. Araf:85 veŞuara:176-179’da Hz. Şuayb’in, elçi olarak gittiği iki komşu kavim aynı gecede helak olmuştur.

7-Firavun ve ailesi. Teklik iddiasındaki Firavun'a Rabb'imiz çift resûl göndermiştir. Hz. Musa ve Hz.Harun’un İsrailoğulları ile yaptığı gece yolculuğunun sonunda Firavun ve kurduğu düzen helak olmuştur.

8-Sebt Ashabı. (Cumartesi ashabı) Bu kavim nüzul ortamında bilinmektedir. Tıpkı diğer kavimleri ve akıbetlerini bildikleri gibiİçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine, “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz. ”Bakara:65 Ayrıca Bkz. A’râf: 163,166

9-Tubba Halkı. Sebe kavminin bir boyu idi. Bkz.Duhan:37

10-Uhdud Ashabı. Buruç 4 “Kahrolsun Ashab-ı Uhdud” İnananları ateş çukurlarında yakan bir kavim idi.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ

3. Ve çift ve teke,

Şef’i, çift demektir. Şefaat de buradan gelir. Çünkü birinin diğerini desteklediği, birinin diğerini ödüllendirdiği bir kayırma, savunma, kollama, koruma hadisesidir.

Çiftin şahitliği 6. ayetteki Ad kavmine bir atıf olabilir. Zira Ad kavmi Âd-ıûlâ ve Âd-ı uhrâ olmak üzere iki kısma ayrılır.Öncül Ad kavmi Hz. Hud’un uyarılarına kulak asmayarak helak olmasına rağmen helaktan kurtulan sonraki Ad kavmi de aynı hataya düşmüştür. Semud kavminin Ad-ı uhrâ olduğuna dair rivayetler vardır. Bu nedenle Kur’an’da 22 yerde Ad veSemud kavimleri arkalı-önlü zikredilmiştir. Her iki durumda da ''çift'' kelimesinin bağlamla uyumlu olarak bu iki kavimle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Tek ise daha önce eşi benzeri olmayan türünün tek örneği olan sütunlar sahibi İrem şehrine bir gönderme olabilir. İlk kavim atalarını körü körüne izleyerek hatayı tekrarladı, diğeri eşsiz ve benzersizliği yüzünden kibirlenerek azdı. Gösteriş uğruna zulmettikleri için karanlığa gömüldüler.

_______________________Bir de dikkat edilirse helak olan kavimlerin bir kısmı çiftisim ile biliniyorken bazıları da tek isim ile biliniyordu. Buna da bir işaretolabilir. Bazı çift kavimlere tek resûl gitmişken teklik iddiasındakikazıklar sahibi Firavun'a çift resûl gitmiştir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

4. Ve geçmekte olan geceye.

Vahye uyan müminler olumsuz şartlarda olsalar da geceyürüyüşleri (isra) ile aydınlığa ulaşmışlardır. Resûllerin eli ile fecrgelirken, onların ardından insanlık yine karanlıklara gömülmüştür. Bu süreçbirbirini izleyerek tıpkı gece-gündüz gibi devam edegelmiştir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ

5. Bunlarda, sağlam akıl sahibi olan içinbir şahitlik yok mudur?

Kasem;güçlü yemin, Hicr ise; taş, kaya manalarına gelmektedir. Bu kelime; nüzulortamında, sağlam akıl sahipleri, savruk olmayan, hayatı ciddiye alan kişileriçin kullanılıyordu. Bu kişiler için yapılan yeminler/şahitlikler, aslındaparçacı değil bütüncül olarak konuyu değerlendirmeye, resmin tamamını netgörmeye  atıf olabilir. (Allahuâlem.)

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

6. Görmedin mi Rabb'in nasıl yaptı Adkavmini?

“Görmedin mi” sorusunun âyet içindeki vurgusu “Bilmiyormusun?” demektir. Bu on kavim, nüzul ortamında anlatılan/bilinen kavimlerdir.Âd, Ahkâf adıyla bilinen ve Umman ile Hadramevt arasında yer alan geniş çölbölgesinde yaşamış; büyük nüfûz ve iktidarıyla tanınmış bir kavimdi. İrem isebu kavmin bir kolu gibi olan yerleşim yerinin adıdır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ

7. Sütunlar sahibi İrem'i,

İrem kelimesinin aslının İbranice “Âram” olduğu ve “yüksekmemleket” anlamına geldiği belirtilmektedir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ

8. Kibeldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

Halk, yaratma anlamına gelir ve Kur’an’da bir istisnahariç hep Allah’a izafe edilmiştir. Tek istisnası, Hz. İsa’dan nakledilen Âliİmran:49, Mâide:110. âyetleridir ki, buralarda Hz. İsa’ya hakîkî ''Hâlıklık''nispet edilmemektedir. Kelimenin anlam sahası içerisinde Halk, bir şeyden birşey icat etmek, yapmak manasında kullanılmıştır. Burada da basithammaddelerden, sınırlı imkanlardan güzel bir yaşam alanının oluşturulduğuanlatılmaktadır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ

9. Ve vadilerde kayaları oyan Semud'a.

Semud, az su manasına geliyordu ve kavmin ismi idi. Bukavmin halk arasında bilinen lakabı ise Hicir Ashabı idi. Zira, Semudlulartaşları oyarak evler inşa ediyorlardı.

“Andolsun ki; Hicr halkı, gönderilenresûlleri yalanladı. Onlara âyetlerimizi verdik. Fakat onlar, ondan yüzçevirdiler. Ve onlar, dağlardan (sağlamlığına) güvenilir evler (yontarak)oyuyorlardı. Böylece sabahlayanları (sabaha kadar süren) bir sayha (korkunç birses ve sarsıltı) yakaladı. Böylece, kazanmış oldukları şeyler, onlara bir faydavermedi.'' Hicir:80-84

İşte fecrin karanlığı yırtmasına karşıkör/âmâ olup karanlıkta kalma, şirk gecesini tercih etme yorumumuzun Kur’an’îkanıtı şu ayettir: “Ve Semud gelince, o zaman onları hidayete erdirdik. Bunarağmen hidayete karşı âmâ olmayı sevdiler (tercih ettiler). Bu sebeple kazanmışolduklarından dolayı onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakaladı.'' Fussilet 17

Hz. Salih’in kurtarıldığı bir başka geceyide Kur’an şöyle anlatır. "Biz geceleyin mutlaka ona ve ailesine baskındüzenleyelim Sonra da onun dostlarına onun ailesinin helâk edilmesine şahitolmadık ve gerçekten biz sadıklarız" diyelim.''  ''Ve tuzak kurdular. Ve Biz de onlar farkınavarmadan tuzaklarını boşa çıkardık.''27/Neml:49-50

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ

10. Ve kazıklar sahibi Firavun'a.

“İştebu sana anlattığımız, beldelerin haberlerindendir. Onlardan ayakta kalanlar(izleri hâlâ duranlar) ve hasat olanlar (izleri silinmiş olanlar) vardır.”Hud:100

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ

11. Ki onlar, beldelerde haddi aşmışlardı.

Tağut;sınırı, haddi aşmak manasında tuğyandan türeyen bir sıfat olaraktanımlanmıştır. Kelimenin kökü olan “tağa’nın Kur’an’daki kullanımı, Hakka:11'de Nuh tufanı bağlamında suyun yatağındantaşmasıdır. Alak 6. ayetteki “Yetğâ”; insanın sınırını/haddini bilmeme hâliiken, buradaki kullanım toplumsal ve sistemsel bir hak hukuk tanımamaya işaretetmektedir. Helak olan kavimlere verilen imkanlar yağmur gibi rahmet iken, onuyönetememek suyun yatağından taşması, sınırını aşmasına yol açmış, rahmetizahmete dönüştürmüştür.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ

12. Oralarda fesadı çoğaltmışlardı.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

13. Bu yüzden Rabb'in, üzerlerine azapkamçısını yağdırdı.

Sevt,aslında karıştırmak manasında mastar olup deriden örülmüş, katları birbirinekarıştırılmış kamçıyı ifade eder. Heva ve heveslerinin kölesi olan bu kavimler,bireysel ve sosyolojik alanda, belirsiz formda gelen azabı/mahrumiyeti, farklıkatmanlarda türlü türlü yaşadıklarına dair muazzam bir teşbih yapılmaktadır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

14. Muhakkak Rabb'in gözetlemededir.

İsm-imekân olan “mirsad”, gözetleyicilerin gözetledikleri, etrafı kolaçan ettikleriyerdir. Yapılan zulümlere, haksızlıklara mühlet tanınmasının onlardan gafilolunduğu manasına gelmediği bu tarz bir temsil ile ifade edilmiştir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُوَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ

15. Fakat insan; Rabb'i ne zaman kendisinisınayıp cömertçe onu nimetlendirse: "Rabbim bana cömerttir." der.

‘’Ekrem’’esmâsı ‘’Kerim’’ esmâsından farklıdır. ‘’Kerim’’, ikram eden manasında fiileyakınken, ‘’Ekrem’’ zâtî bir özellik olarak Allah’ın cömertliğini anlatır. Bkz.Alak:3

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُرَبِّي أَهَانَنِ

16. Fakat ne zaman onu sınayıp rızkınıdaraltırsak: "Rabb'im beni ihmal etti!" der.

Âyetteki“kadera” fiili “kısmak, ölçülü vermek”, “ehâne” fiili ise “ihmal edipönemsememek, rezil, hor, hakîr etmek” gibi manalara gelmektedir. İnsanın ihmalsandığı şey, belki de kendisine yapılan ikramdır; ancak kişi ilk etapta bununfarkına varamayabilir. Helak olan kavimleri refah şımartmıştı. Bu bağlamdamaddi sıkıntılara bakan manevi kazançları göremeyebiliyor.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ

17. Hayır! Bilakis yetime ikramdabulunmuyorsunuz.

Varlığındeğeri yoklukla, sağlığın değeri hastalıkla, zamanın değeri meşguliyetleanlaşılır. Verilen rızkın daraltılması, yokluğun, sahipsizliğin ne olduğunubize öğreten empatik bir bakış kazandırır. Bu kazanım fert ve toplum için büyükbir ikramdır. 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ

18. Miskini doyurmak için birbiriniziteşvik etmiyorsunuz.

Miskin;yoksulluğun, açlığın ve sefaletin mesken tuttuğu kişileri ifade eder. Sahipsizekol-kanat gererek açları doyurmak, verilenlerin emanet olduğunun ve nimetiveren Allah’ı gereği gibi tanımanın ispatıdır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

19. Mirası hırsla yiyorsunuz.

Nüzulortamında bir baba ölünce çocukları yetim ve miskin konumuna düşüyordu. Zirakalan miras amcalar, diğer akrabalar arasında paylaştırılır ve asıl haksahipleri mahrum bırakılırdı.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا

20. Malı yığarcasına çok seviyorsunuz.

Ayetteiki adet sevgi fiili kullanılmıştır, “tuhıbbûne“ ve “hubb.” İlki mâlı sevmek,diğeri ise onu çoğaltmayı sevmektir. Mal sevgisi bir tohum gibi kalpte köksalınca sökülemez bir tutkuya dönüşmektedir. Vicdanın sesini susturan bu durum,paylaşma, merhamet ve adalet gibi insani davranışları körelten sağlıksız birtoplumsal yaşam oluşturmaktadır.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

كَلَّا إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

21. Hayır! Yeryüzü, art arda sarsılıpdümdüz olduğunda,

Aşırısevilen ve biriktirilen malın sadece miras olduğuna ve  emanetin hesabının sorulacağı güne yapılanbir atıf...

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

22. Rabb'in ve saflar halinde melekgeldiğinde,

Melek,tekil olarak gelmesine rağmen çoğul anlaşılmalıdır. Peki neden tekil birkullanım yapılmıştır? Farklı görevlerdeki meleklerin/güçlerin eşitlenip safdüzeni alması. Bu ifadeler ile, kurulan mahkemede hüküm ve tek söz sahibininAllah olduğunu anlatan bir teşbih yapılmıştır. Zira Allah’ın bir mekândan başkabir mekâna gelmesi, her an her yerde hazır ve nazır olan Rabb tasavvurunaaykırıdır. Bu nedenle Allah’ın gelmesi, yargılama emrinin başlatılması,hükmünün ve kararının gelmesi veya el-Batın olan Allah’ın zahir bir vech/yüzyaratması olarak anlaşılabilir. Zira Kıyamet 22-23’de cennetliklerinRabb'lerine bakışlarından söz edilir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُوَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى

23. O gün cehennem de getirilir. İşte o güninsan, hatırlayıp anlar. Ama hatırlayıp anlamanın ona ne yararı var?

Dünyadayapılan haksızlık ve zulümlerin oluşturduğu pişmanlığın öldükten sonra hiçbirfayda sağlamayacağı hatırlatılıyor.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

24. Der ki: ' Ah keşke hayatım için,önceden yapsaydım! '

Derinpişmanlığın sebebi, hataların, zulümlerin telafi edilip salih âmellerin yapılmaimkanının kalmamasıdır. Son pişmanlık gelmeden mal ve servet tutkusu ile tatminolmaktan vazgeçilip, Rabb'in rızasına dönülmelidir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ

25. Artık o gün, hiç kimse onu azabı gibiazaplandıramaz.

Ayetteazap eden Allah mıdır, yoksa kendi elleri ile kendine verdiği büyük zararmıdır? Üsteki ayetlerde kişinin duyduğu derin pişmanlıktan dolayı çektiği içazaptan bahsedilmiştir. Bundan dolayı bu ve alttaki ayeti şöyle anlamak bizcedaha doğru olacaktır: “O gün kişinin kendisine yaptığı azabı ona hiç kimseyapamaz; vurduğu bağı da kimse vuramaz.” Bu durumda, kişinin başına gelensıkıntıların kendi davranışlarının sonucu olduğu mesajına dikkat çekilmişolmaktadır. Bkz. Nisâ: 79; Şûrâ:30.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ

26. Vurduğu bağı da kimse vuramaz.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

27. Ey mutmain nefis!

Mutmain; tatmin olmak,doygunluğa ulaşmak gibi manalara gelmektedir. Kullanıldığı bağlama göre doyumunnesnesi değişmektedir. Bakara 260'da Hz. İbrahim’in ölülerin nasıldiriltildiğine dair bilgisel bir tatmin ve iknadan bahsedilirken, Rad 28’dedünyada insanı tatmin edecek, gaybî sorularına cevap bularak doyuma ulaştırantek kaynağın Allah’ın zikri olduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi mutmainlikeksikliğin, açlığın olduğu bu dünya için kullanılan bir kavramdır. Bu ayetteise ''mutmain'' kavramı ile, bağlamla uyumlu olarak dünyalıkların aşırısevilmesi sonucu yetimlerin, miskinlerin mallarını helal-haram demedenyiyen, mal ve servet ile tatmin olmak isteyen kişinin tasvir edildiğigörülmektedir. Burada sanıldığı gibi , genel olarak Kur'an'daki çift anlatım üslubu gereği, iç huzura ermiş,tatmin olmuş iyi bir portre çizilmemektedir. Baştan sona aynı /tek portredenbahsedilmektedir. Sonraki ayetlerle düşünüldüğünde doyumsuzlukla tatmin olmuş nefsinkulluğa ve bu kulluğun neticesinde cennete girmeye daveti söz konusudur.Olup biten her şey de bu dünyada gerçekleşmektedir.  Kısaca, sûrenin ilk ayetinden son ayetinekadar karanlıkta kalmayı tercih edenlerin akıbetleri bir ibret olarakanlatılmış, aydınlığa, felaha ulaşmanın yollunun yetim ve miskini gözetip malsevgisi ve biriktirme arzusunu tatmin etmekten vazgeçmek olduğuhatırlatılmıştır. Hatırlatma-Uyarı-Davet

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

28. Dön Rabb'ine, razı olarak ve rızasınıkazanmış olarak!

İrcı‘î,gidilen yoldan dönüş yapmak demektir. Dünyalıklarla tatmin, sonu olmayan biryoldur. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiği emredilmiştir. 15 ve 16.ayetler, rızkın genişleyip daralması durumunda yapılan şımarıklık ve isyanınAllah’tan razı olmamanın birer göstergesi olarak görülürken, Allah’ın verdiğinemülkiyet değil emanet olarak bakıp paylaşmanın ilahî rızayı kazanmak olduğuburada hatırlatılmıştır. Allah’ın razı olduğu ve Allah’tan razı olan kullariçin Bkz. Mâide:5/119; Tevbe: 9/100; Haşr:59/22; Beyyine: 98/7.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

29. Artık gir kullarımın arasına!

Cennetegirmenin ve huzurlu bir sosyal hayat oluşturmanın yolu Müddessir 43-44'de ifadeedildiği gibi miskini doyurmadan bâtıla dalanlarla beraber bâtıla dalmak değil,Tevbe 119'daki takvalı/sorumlu davranıp sadıklarla beraber olmaktangeçmektedir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

وَادْخُلِي جَنَّتِي

30. Gir cennetime!

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 
Eklenme Tarihi : 26.6.2018 00:16:13
Okunma Sayısı : 25