يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

21- Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk (Emir ve yasaklarına riayet) ediniz. Umulur ki, böylece kendinizi (İlahi azaptan) korumuş olursunuz. (Bakara:21)

LEYL SÛRESİ

Leyl Sûresi

1- And olsun, örttüğü zaman geceye!

Birinci âyetteki “leyl” kelimesisûreye sonradan isim olmuştur. Bazı tefsirlerde sûre “vel-leyl” adıyla anılır.Buharî ve Tirmizî “Vel leyli izâ yagşâ” şeklinde sûreyi isimlendirir. Sûre, nübüvvetinilk yılının sonu, ikinci yılın başında inmiş ve devamında pasaj Fecr sûresi ile devam edip konu Leyletülkadir sûresine getirilecektir.

Durgun suda dibe çöken mile “leyl“,akıp denize giden parçacıklara da “nehir“ denir. ‘Leyl’, gece sükûnet ve hareketsizlik iken; ‘nehâr’ gündüz hareket ve akışı anlatan köklerden üretilmişkelimelerdir. Kurân-ı Kerim’de 90 yerde geçen ‘leyl’ kelimesiyle bilinen ‘gece’; bilinmezlik, imtihan dünyası vecâhiliye karanlığı gibi yan anlamlara da işaret eder.

Yeğşâ kelimesinin kökü ğaşiye’dir. Bir şeyi örtmek anlamındadır. Aslındaburada neden geceye yemin edildiğini ve hangi manada kullanıldığını “yeğşa”kelimesi izah eder. Nasıl ki gece eşya ve maddeyi örtüyorsa dünya hayatı damanayı, âhiri örter. Bir de Kurân’da geceye yemin edildiğinde, yanında hep“ize” zaman zarfı kullanılır. (Bkz. Duhâ:2) Bütün bunlar bizi şu anlamaulaştırır: Gece tıpkı dünya hayatı gibi zamansal bir süreçtir ve geçicidir. Dünyadayapılan iyiliklerin, infâkların karşılığı hemen olmasa da mutlaka zamanla kendinigösterecek, âhiretin sabahı ile ortaya çıkacaktır.

2- Ve ortaya çıktığızaman gündüze.

Nehâr, hareketten gelir. Nehere, ‘Akıttı.’ anlamına gelir. Mecâzîmanada ‘kovmak’ demektir. Işığın iyice her tarafa yayıldığı zaman olan gündüzdemektir. Yevm/gün vakit anlamınagelirken hakîkî anlamda nehâr/gündüz vakit anlamına gelmez.

Tecella, ortaya veya meydana çıkması anlamındadır. Cilalamak, tozalmak, parlatmak demektir. Ortaya çıkmak ve çok açık bir şekilde görülmeye isetecelli denmiştir. Her hakîkat tüm çıplaklığı ile âhirette ortaya çıkacaktır.Leyl imtihan perdesi ile dünyaya, nehâr âhirete bir göndermedir. Zaten hakîkatintıpkı güneşin doğuşu gibi eninde sonunda ortaya çıkma gibi bir özelliği de vardır.

3- Erkek ve dişininyaratılışına.

Âyette Allah’ın, erkeği ve dişiyiyaratma eylemine dikkat çekilir. Erkek ve dişi ifadesi doğum ile canlığındevamı ve bu sürecin ilk hâli, toprak ve su gibi basit hammaddelere atfen“ma/şey” ifadesi de kullanılmış olabilir. Buradaki ma/şey sonraki âyetlerdepaylaşma ile men/kişiye dönüşecektir. Aslında gece olan imtihan dünyasınınamacının basitten kâmile bir ilerleme/gelişme olduğu, böylece yeminlerle buhakîkate âtıfla sûrenin başladığını düşünebiliriz.

4- Muhakkak ki sizinkoşuşturmanız çeşit çeşittir.

Sa’y, mastar olarak “çalışmak,koşmak” demektir. Çaba, gayret (sa’y), mesâi, iş, çalışma, bir adamıkendi emeği ile geçinir hâle getirmektir. Bu kelime ister hayr, ister şer olsunbir konuda gayret sarf etmek için kullanılır. Âhirete göre gece gibi olan şugeçici dünya hayatında herkesin arkasından ömrünü tükettiği bir derdi ve hedefivardır. Derdi ve davası, insanî değerleri yaşatmak ve yükseltmek olansorumlular, felâha ulaşacaktır.

Şette; ‘çeşit çeşit, ayrıayrı, dağınık ve perişan’ gibi anlamlar taşıyan “şetit” kelimesinin çoğulşeklidir. Âyette imtihan dünyasındaki serbestliğe, seçme ve irâdeye birgönderme söz konusudur. Zira buradaki sa’y nötr durumdadır, bu sebeple şerr içinde olur hayra için de… Kim nerede sa’y ediyorsa, ne adına sa’y ediyorsa sonundabulacağı da odur.

5- Artık kim verir vesakınırsa…

6- Ve en güzeli tasdik ederse…

7- Böylece ona kolay olanı daha da kolaylaştıracağız.

E’tâ, her türlü vermeyi ifade eder. Kurân’da “etuzzekât” ifadesi ‘Zekâtıiçinizden gelerek verin.’ manası taşır. Dünyalıklara duyulan aşırı sevgi ve onundaha fazlasını birden elde etme arzusu kişiye ve çevresine zarar verecektir. Buzarardan sakınmanın yolu kendi payına düşeni paylaşmaktır, ihtiyaç sahiplerinevermektir. Paylaşma, malın emanetçisi olduğumuz gerçeğini hatırlatırken;paylaşmama, malın esiri olduğumuzu gösterir. Bu sinsi zarardan sakınanmuttakîler, verip paylaşarak mülkün tamamen Allah’a ait olduğu hakîkatini amelleriile tasdik etmiş olacaktır.

Tasdik kelimesinin temeli olan sıdksözlükte, yalanın/kizb’in zıddı olan ‘doğruluk’demektir. Doğruluk/sıdk, haber ilesöylenen/yapılan şey arasındaki uygunluktur.Bir başka deyişle, gönüldekinin söyleme ve amele uyması; kişinin içinin dışınınaynı olmasıdır. Sadaka kelimesi de,sıdk kökünden türemiştir. Allah’a olan sadakatin, sözün, inancın tasdiki, ispatıgibi bir mana taşır.

Hüsnâ kelimesinin kökü olan ‘husn’;güzel, değerli, seçkin ve kendisinerağbet edilen, ilgi gösterilen her şeye denmektedir. Bunlar, maddî değilmanevîdir. Daha çok aklî ve kalbî güzellikler için kullanılır. CâhiliyeAraplarında elindekini paylaşmak, cömertliğin göstergesi olduğu için sevilen,istenen hasletlerdendi. Paylaşmak herkes tarafından kabul edilen; ancak çok azkişinin yapabildiği bir meziyettir. Allah insanların inanıp güvendiği insanîdeğerleri, yaşamları ile tasdik etmeleri gerektiğini beyan etmektedir.  En güzel; Allah’ın da birer esması olan,el-Ekrem/sonsuz cömert ve el-Kerîm/ikrâm eden sıfatlarından bir cüzgösterebilmektir. Karşılıksız vermek bu mübarek esmaları tasdik etmektir.

El yüsr, zorluğun zıddı olan kolaylık demektir. “Teysir”, kolaylaştırma,“meysir” kolay bir kazanç yolu olan kumar demektir. Kurân’da“yüsr/kolaylık” kelimesi, türevleriyle birlikte 41 yerde geçmektedir. Dininsanın fıtratı ile uyumludur ve yaşanması kolaydır. Ancak bu kolay yolihtiraslar, bencilik, emanetin mülkiyet sanılması, nefsanî arzu ve istekleritatmin ile insanın belini büken bir zorluğa dönüşür. İhtiraslardan kurtulmak,kolay olan hayatı daha kolaylaştıracaktır. Paylaşmanın en önemli ve olumluetkisi öncelikle onu yapanda gerçekleşir. İmkânlarını paylaşanlar, yumuşak,uyumlu ve empatik bir ahlâkla ödüllendirilir. Veren, verdikçe malın esaretindenve yükünden kurtulup sarp yokuş olan hayatı daha kolay tırmanacaktır. (Bkz.Beled:11-17)

8- Ve kim cimri ve müstağniyse…

9- Ve en güzeli yalanlarsa…

10- Böylece ona zor olanı kolaylaştıracağız.

Buhl, ihtiyacı olan kimselerden nimetleri esirgemektir. Yani “kendielindekini başkasıyla paylaşmayana” denir. Karşılığı ise, cûd (cömertlik)kelimesidir. Behil, aşırı cimri demektir. Kurân’da cimrilikle ilgili olarak üçâyette “buhl” kelimesi, dokuz âyette de bu kökten türetilmiş fiillerkullanılmıştır. Cimrilik iki aşamadır. İlk aşama kendine cömert, ancakbaşkasına cimri olmaktır. İkinci aşama, mal kişiyi öyle bir esir alır kibaşkasına vermediğini artık pintilik edip kendine bile harcamaya kıyamaz ve kişisürekli bir çoğaltma tutkusuna kapılır. Cimrilik,korkaklık ve hayatı zor görmenintezahürü olan bir hastalıktır. Bu hastalık insanı bencilleştiren bulaşıcıbir virüstür. “Bunlar kendileri cimrice davrandıkları gibi başkalarına da cimriolmayı telkin ederler.” (Nisâ:37)

İstiğnâ, zengin olmak ve bir şeyle iktifa edip başkasına muhtaçolmamak anlamındaki “ğınâ” kelimesinden türemiştir. İnsanın istiğnası kendiniyeterli görmesiyle kibre ve büyüklenmeye sürüklenmesidir. Bunu sadece servetle ilgilianlamamak gerekir. İstiğnâ; bilgide,güzellikte, gençlikte, akılda, sağlık ve kuvvette, makam ve mevkide kendiniihtiyaçsız ve tam görmektir. İnsanın azmasının sebebi de kendini müstağnigörmesidir. (Bkz. Alak:7)  Müstağni,ihtiyaçsızlık zannından dolayı kendini tam göme hastalığıdır. Bu hâl her şeyiniborçlu olduğu el-Mâlik olan Allah’ın verdiklerine emanet olarak değil mülkiyetolarak bakmanın sonucudur. “Men istağnâ” kendini zengin ve yeterli görüpAllah’a tenezzül etmeyendir (Bkz. Abese:5). Sahiplenmek ve paylaşmamaknimetleri Allah’ın verdiğini hâl ile yalanlamaktır. Korkaklık cimriliğe;cimriliğin getirdiği verimsiz ve hayırsız artış müstağniliğe dönüşmektedir.

Kezzebe kelimesinin fiil şekli (kezzebe - yükezzibü) Kurân’da 177defa geçmiştir. Kurân’da bir de nimetleri “tekzîb” (Rahmân 13) zikredilmiştir.Bu, nimetin kadir ve kıymetini bilmemek demektir. Kurân’da yalanlayıcılara “mükezzib”denilmiştir. Çoğul şekli olan “mükezzibîn” 20 âyette geçer. Mükezzib birkötüleme sıfatıdır ve Kurân’da da daima tasdikin karşıtı olarak gelir. İnsanıinsanlıktan çıkaran en öncelikli günah yalancılıktır. Yalancılık kâfir vemünafıkların en belirgin vasfıdır. Zira yalan olan kalpte imân olmaz. Kurân’da,yalanlayanların akıbetleri Zümer 32’de cehennem, Furkân 11’de alevli ateş, Hac57’de acıklı ve alçaltıcı azap olarak belirtilmiştir. Ayrıca bunlarınamellerinin boşa gittiği, hüsrana uğradıkları A’râf 147 ve Yûnus 45’te,geleceklerinin karanlık olduğu En’âm 39’da, insanlığın yüz karası olduklarıiçin kimsenin yüzüne bakamayacakları Zümer 60’da, yalanın onlarınözgürlüklerini kısıtlayan boyunlarına demir tasma ve zincirler geçiren birsürüklenme olduğu Mü’min 71–73’de bildirilmiştir. Paylaşmak; merhametin,bağışlamanın, halîm ve kerîm olmanın tezahürüdür ve güzellikleri doğurur.Paylaşmamak, aslında bu güzellikleri, iyilikleri Yaratanı ve O’nun emirleriniyalanlayıp üstünü örtmektir, kâfir olmak tam da budur.

Usr, zorluk demek olup kolaylığın (yusr) zıddıdır. “Yevmunasir” işingüçleştiği gün demektir. “Usr/zorluk” kelimesi ise türevleriyle birlikte 12yerde kullanılır. Zor olanın kolaylaştırılması ne demektir? Çok basit küçükönlemleri almamak insanı içinden çıkılmaz zor bir hayata sürüklemektedir.Alışkanlıklar çok kolay edinilir, ancak zor terk edilir. Bazen en basit vekolay görülen günahlar, insan kalmış ve vicdanını örtmemiş biri için dağlarıaşmak kadar zor bir işkenceye dönüşebilir. Bazen de çoğu beşer açısından zorkabul edilen sâlih ameller, paylaşma, infâk, insan olmayı ahlâk haline getirenbirisi için çok kolay gelebilir. Bu meyanda kolaylık ve zorluk göreceli kavramlardır.Rabbimizin, “Zoru kolaylaştırırız.” buyruğu, koyduğu sünnete aykırı davranarakfıtratı ile savaşan birinin insanlıktan çıkıp bencil duygular ile yaşayacağızor sürece nasıl kolaylıkla düşebileceği uyarısıdır.

11- Ve düştüğü zaman malı ona fayda vermez.

Malı ona hiç bir fayda vermez. Zirakendini müstağni görenin daha fazla yığmaya değil, bu düşüşten onu kurtaracakamellere, paylaşma, merhamet gibi insanî değerlere ihtiyacı vardır. Dünyevîleşme; araç olan maddeye tutkuylabağlanılarak kendini gösterir. Bu hâlmaneviyatı öldürüp insanın kendine yabancılaşmasına ve insanî değerleri yitirmesinesebep olacaktır. “Ve mâ yuğnî” ifadesindeki ‘mâ’ nefiy olumsuzluk mâ’sıanlamında, “Fayda vermedi.” şeklinde anlaşılabileceği gibi, istifhamulinkârîanlamında “Nasıl fayda verecek ki?” şeklinde de anlaşılabilir. Zira mal; insanlığa,paylaşmaya, merhamete ihtiyacı olana, faydanın aksine daha çok zararvermektedir.

12- Muhakkak ki Bize düşen doğru yolu göstermektir.

Siz ne kadar cimri davransanız daAllah size böyle davranmayacak, ‘Ne hâliniz varsa görün!’ demeyecek, tekrarensizlere içinizdeki insanî fıtratı hatırlatarak olması gerekeni gösterecektir.

13- Ve muhakkak ki önce ve sonra bize aittir.

Burada “ûla”; geçmiş hayat, geçen zaman anlamında, âhirin yanisonranın/geleceğin zıddı olarak kullanılmıştır. Bu âyet bir önceki âyettekiAllah’a ait olan hidâyetin sürekliliğini ve evrenselliğini ifade etmektedir.Vahiyler nasıl ki önceki ümmetlere hidâyet rehberi ise devamı olan Kurân da sonsaate kadar gelecek muttakîlere, hidâyete kavuşmanın yol ve yöntemlerinigösterecektir.

14- Artık sizi, harlıbir ateşe karşı uyardım.

Lezâ kelimesi yalın alev demektir. Kişinin kendisi ile alâkalıdır;ancak buradaki gibi ‘telezzâ’ oluncaalev saçan ateş manasında sadece kendisine değil çevresindekilere de verdiğizararı ifade eder. Bencil ve kendini müstağni gören insanların zararı sadecekendileri ile sınırlı değildir. Yetinmedikleri ve paylaşmadıkları için mütrefyaşayanlar insanlığı ve dünya kaynaklarını hızla tüketip dünyayı da yaşanmazhâle getirmektedir. Paylaşmayan, bir süre sonra başkasına ait olana da gücünispetinde göz dikip eşkıyalığa soyunur.

15- Ona en şakî olandan başkası yaslanmaz.

Burada “eşkâ” (en sorumsuz) 17.ayetteki “etk┑nın (en sorumlunun) zıddı olarak gelmiştir. Etkâ olmayan eşkâolur. Eşkâ; en şakî, haydut, eşkıya gibi manalara da gelmektedir. Şakî;bedbaht, kötü hâlli anlamında Kurân’î bir kavramdır. Şakî, şekâ fiilindenismifâildir. Yeslâhâ, ona yaslanır manasında ‘sa-le-ye’ kökünden gelir.Türkçedeki “sallamak” ve “yaslamak” manasında kullanılmaktadır. Yaslanılıpdayanılanlar, insanî olmayan ilkel hayvanî güdülerdir. Gücünü ormankanunlarından alan kuralsızlar, hayatı da cehenneme çevirecektir. ‘Kimin gücü kime yeterse vahşeti’ ancakhakka ve hakîkate sırtını dönüp yalanlayarak yapılabilir.

16- O ki, yalanlandıve sırtını döndü

Hakîkate yüz çevirmenin ilkaşaması, kişinin onun doğru olmadığı yalanına önce kendini inandırmasıdır.Hüsna olanı tasdik etmeme, doğruyu ve daha âdil olanı yalanlama, ilkesizlik,zamanla gerçeğe, vicdânî olan haklara, garip gurebaya, yoksula sırt dönme ilekendini gösterir. Bu süreçten ilkel güdülerini eğiten ve şeytânî ayartmalardansakınan (etka) uzak tutulacaktır.

17- Ve en takvalı olan ondan uzaklaştırılacaktır.

Etkâ, en takvalı yani iç ve dış ayartmalardan en çok sakınandemektir. Yucennebu, uzaklaşmademektir. Cünup ve cenâbet kelimeleri de “namazdan uzak kalındığı için” bukökten türetilmiştir. Kişi sorumluluk ile hareket ettiği ölçüde korunurken,kontrolü elinden bıraktığı oranda zarar görmekte ve zarar vermektedir. Muttakî,sakındığı oranda dünya hayatında bela ve kötülüklerden uzaklaştığı gibi, âhirettecehennemin rahatsız edici sesinden bile uzak tutulacaktır “Onlar cehennemin hışırtısını bile işitmeyecek,canlarının çektiği nimetler içinde ebedî kalacaklardır.” (Enbiyâ:102) Pekisıkıntılardan uzak olmanın, nimetler içinde yaşamanın, hayvanî güdü ve ayartıcıdışsal dürtülerden arınmanın yolu nedir?

18- Ki o, malınıvererek arınır.

Yetezekkâ, mal ve servete karşı aşırı tutku içinde olan nefsi,istiğna biçiminde tezahür edebilecek kirlerden arındırmak anlamına geldiği gibifakîr ve muhtaçların maldaki hakkını çıkarıp zekât olarak onlara vermekanlamına da gelir. Görüldüğü gibi bu kelime, bir taraftan insanın benliğiniarındırıp nefsinin tamahkârlığından korunmasını, diğer taraftan da muhtaçlarıno maldaki haklarını zekât ve infâk yoluyla yerine ulaştırıp malı temizlemeyiifade etmektedir. Bunun için “tezekki”, çok yönlü bir temizlenme ve arınmahareketidir. Takvanın bir yansıması olan paylaşım; dünyevî hırs ve günahlar ilekişinin kirlenmesine engel olur. Yapanı koruyan ve sakındıran bir tedbirdir.

19- Ve birine nimet karşılığı olarak değil.

Yukarıdaki ‘arındıran, paylaşma tedbirinin olmazsa olmazı’ buradaaçıklanmaktadır. O da iyiliğin tamamen karşılıksız yapılması prensibidir. Zirahiçbir dünyevî nimet ve karşılık Allah’ın rızası kadar değerli değildir. İnsanî ve ahlâkî amaçların küllendiğibütün hayatın sadece maddî menfaat ve beklentiler üzerine kurulduğu, katıksızsevgi ve samimi bağlılığın artık yadırganır olduğu bir çağda, rasyonel olarakbir karşılık beklemeden yapılan iyilikler maalesef garip karşılanmış, garipbırakılmıştır.

20- Sadece yüce Rabbininvechini isteyerek...

Vech, yüz manasına gelmektedir. Allah’ın benzeri olmadığı içinburadaki yüz benzetmesi ile Allah’ın kuldan râzı olma hâli ifade edilmektedir. Hz.Ebu Bekir’in fakîr, miskin köle ve cariyeleri azat etmek için mal sarf ettiğinigören babası şöyle dedi: “Ey oğul, görüyorum ki zayıf olanları kurtarıyorsun,eğer sağlam ve genç olanlar için aynı malı sarf edersen onlar senin için birgüç olur”. Ebu Bekir şöyle dedi: “Ey babacığım, ben Allah’ın veçhini umuyor vebekliyorum. Kâmil insan; verdiğini başka birinden gördüğü bir iyiliğinkarşılığı olarak değil, sadece onu yapmanın doğru olduğuna inandığı için yapandır.Bu inanç, insanın içine âlâ olan Rabb tarafından nakşedilmiştir.

21- Ve yakındaelbette râzı olacaktır.

Sevfe, gelecekte gerçekleşmeyi ifade eden bir tensifharfidir/edatıdır. “Sevfe yerdâ” fiilinin zamiri iki şekilde izah edilmektedir:‘Râzı olacaktır.’ cümlesinde fiilin zamiri Allah’a râci olursa âyet “Rabbielbette ondan razı olacaktır.” anlamında olur. ‘Râzı olacaktır.’ cümlesinde fiilinzamiri insana râci olursa âyet yukarıdaki manada olur. Biz önceki âyetlerlekonu bütünlüğü açısından memnuniyeti insana ait bir durum olarak anlamayıtercih etmekteyiz. Paylaşan, cimrilik ve bencilliğin pençesinden kurtulduğuiçin hem bu dünyada hem de sonsuz hayatta râzı olacağı bir kemâle ulaşacaktır. Kalbitatmin eden bu fıtrî hâl tam bir rızâ hâlidir.

Leyl sûresinden anladıklarımızbunlardan ibaret olmakla birlikte en doğrusunu Allah bilir!

 
Eklenme Tarihi : 26.6.2018 00:08:04
Okunma Sayısı : 2599