وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

48- Artık şu günden korkun ki; O gün, Hiç kimse bir başkası adına zerre kadar bir şey yapamaz ve hiç kimseden şefaat kabul edilmez ve hiç kimseye karşılık fidye de alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez. (Bakara:48)

NAS SÛRESİ


قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّالنَّاسِ

1- De ki! İnsanların Rabb'ine sığınırım.

Er-Rabb; terbiye eden, terbiyesinde eşsiz benzersiz olan demektir. Rab mastarı “terbiye etmek” yani, “ıslah etmek, yetiştirmek, bakmak, göz kulak olmak” mânalarına gelir. Terbiye, bir şeyi basit halinden kemal noktasına doğru aşama aşama inşa edip geliştirmektir. Kemale ulaşmak için ilahi terbiyenin önemi vurgulanmaktadır.

--------------------

مَلِكِ النَّاسِ

2- İnsanların Melik'ine.

El-Melik; eşsiz yönetici, mükemmel yöneten manalarına gelmektedir. Rabb ile ilahi terbiyeyi kabul eden kul mükkemmel bir şekilde yönlendirilecektir. Şerden emin olmanın bir yolu da budur.

-------------------

إِلَهِ النَّاسِ

3- İnsanların İlâh’ına.

EL-İlâh; ulûhiyetin kaynağı, eşsiz ve benzersiz mabut manalarına gelmektedir. İlahi terbiye ve yönlendirme, Allah’tan başka ilah edinip şirk şerri ile parçalanmanın panzehiridir. İlk esma rububiyet, son esma uluhiyet ile alâkalı ilen ortadaki ''Melik'' esması rububiyet ve uluhiyetin eşsiz yönetilmesine bir atıftır. Zira “O gökte de İlâhtır yerde de İlâhtır.” Bkz. Zuhruf: 84.

-------------------

مِن شَرِّالْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

4- Hannasın vesveselerinin şerrinden.

Hannâs, “hunus” kökünden türemiş mübalâğa ism-i faili olup çok sinsi, gizlenen, gizlilik siyaseti güden anlamındadır. Ayrıca Hannâs, gizli hareket etmeyi ve geride kalmayı âdet haline getiren demektir. Ceylana gizlendiğinde “Hanese’z-zabyu” denilir. Kula vesvese verdiği için şeytansı duygu ve düşüncelere de ''Hannas'' denilmiştir. Hannas, insanın bilinç altındaki gizli korku, endişe, beklenti ve evhamlarının bilinç üstünün pasifliği sırasında sinsice ortaya çıkıp vesvese vermesidir. Bu da insanın içindeki asıl düşmandır. Bkz. Şems: 8

الَّذِي يُوَسْوِسُفِي صُدُورِ النَّاسِ

5- Ki o, sadırlara vesvese verir.

Sadr, her şeyin ön ve baş tarafı manasındadır. Sadr-ı İslam: İslam’ın başı, ilk yılları. Sadru'l- Kelam: Sözün başı. Sadr-ı Azam ise başvezir manalarındadır. Görüldüğü gibi sadr sadece göğüs demek değildir. Âyette, hem duygulardaki hem de düşüncelerdeki vehimler kastedilmektedir. Bu ikisini kasıtla ayette sadrın çoğulu sudur kullanılmıştır. Kur’an bu iki merkezi birbirinden ayırmaktadır Bkz. Ahzap: 4

Hannas’ın görevi bu ayette açıklanmıştı. İnsanın limbik sistemdeki korku ve endişelenin bilinç üstüne galip gelerek kişiyi vehimlere sürüklemesi.

-------------------

مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ

6- Görünmeyenlerden ve insanlardan.

Düşman; görünmeyen, gizli, sinsi duygu ve düşünceler olduğu gibi bunlara mağlup olmuş çevrenizdeki şeytansı insanlar da olabilir.

Cin, ''c-n-n'' kökündenb türemiştir. Aynı kökten gelen cennet, toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer demektir. Cinnet; aklın, fikrin saklanması, delirmek demektir. Cenin, ana karnında saklandığı için bu adı almıştır. Cünnet; kalkan demektir ki kişiyi oktan, mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir. Canan; duyu organlarından saklandığı için kalp anlamında kullanılmıştır. Görüldüğü gibi ''Cinn'' kelimesinin bütün eski ve yeni sözlüklerde ortak manası görünmeyen, bilinmeyendir. Her insan, şeytani duygu ve düşünceler oluşturabilecek potansiyeldedir.  Sûre bunlara karşı tedbir alınması ve şerrinden Allah’a sığınılması gerektiğini hatırlatır. Bu sığınmayı da, İlahi terbiye/Rab ve yönlendirme/Melik esmaları ile ifade etmiştir.  Bu yapılmazsa görünen görünmeyen düşmanlar insanın birtakım nesnelere, kişilere, duygulara, hazlara köle olmasına ve onları ilahlaştırmasına yol açacaktır. Bkz. Furkan: 43.

---------------------------

 
Eklenme Tarihi : 19.7.2018 15:35:02
Okunma Sayısı : 222