فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

24- O halde yakıtı insanlar ve taşlar olan o ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır. (Bakara:24)

ZİLZÂL SÛRESİ

ZİLZÂL SÛRESİ

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا

1- Arz, o şiddetli sarsıntısı ilesarsıldığında.

Zelzeleninmânası, arka arkaya şiddetli sarsıntıdır. “Zülziletü’l ardu” ifâdesi,yeryüzünün bir kısmında değil, tamamında gerçekleşen şiddetli sarsıntılarıanlatmaktadır. Bu depremlerin insanoğlunu çaresiz bırakacağı şöyle ifâdeedilmiştir: “Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki osaatin zelzelesi azîm (boyun büktüren) bir şeydir.” Hac:1

ZelzeleKur’an’da, maddî ve manevî sarsıntı olarak kullanılır. Hendek savaşı esnasındayaşananlara âtıfla şöyle denir: “Orada mü’minler imtihan edildiler ve şiddetlisarsıntı ile sarsıldılar.'' Ahzap:11

-------------------

وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا

2- Ve arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığında.

Sekîl;hafifin zıddı, ağır demektir. Tartılan veya ölçülen her şeyin ağır basanına“sekîl” denir. Miskâl, tartı âletidir. Maddî olduğu gibi manevî anlamda dakullanılır. “Muhakkak ki, biz sana ağır bir hitâp ulaştıracağız.” Müzemmil:5

Zilzâlsûresinin 2. âyetindeki arzın ağırlıklarını çıkarması tasviri, olayı dahavurgulu bir şekilde anlatmak içindir. Bu tasvirle, depremler sonucuyerkabuğunun kırılma alanlarından erimiş ağır metaller olan lavların yerüstüneçıkması resmedilir. Benzer tasvir bu âyetlerde de karşımıza çıkar: “Ve yeryüzüdümdüz hâle getirildiğinde… Ve içindeki her şeyi dışarı atarak boşaldığında.”(İnşikâk:3-4)

Çarpanbüyük bir asteroidin (Karia) depremleri tetiklemesi (Zilzal) ve yerkabuğununbir mağma havuzuna dönmesi (İnşikâk) sonucunda canlılığın bitmesiyle yeryüzünündümdüz olduğu Kur’an’da tasvir edilmektedir.

-------------------

وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا

3- Ve İnsan der ki: “Ne oluyor buna?”

“El-insan”kelimesinin başındaki marifelik edatı, aynı Asr sûresindeki ''el-insan'' ifâdesindeolduğu gibi “istiğrak” anlamına alınarak tek bir insan anlamında değil“insanlar” olarak anlaşılmalıdır. (Bkz. Kurtubî)

Sonsaat, dünyanın alışılagelmiş rutininin bozulduğu, insanların şaşkın bir hâldene yapacaklarını bilmedikleri bir felâket ve sondur. (Bkz. Hac:2) Yeniden kıyamiçin gerçekleşecek bu yıkım ilk üç âyette birinci sahne olarakanlatılmış ve sonrasında, Kur’an’ın din veya hesap günü dediği âhiret hayatıbaşlamıştır.

-------------------

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا

4- O gün haberlerini anlatacak.

Âyette arz, yer kabuğunun yapılanlara şahitliğinden bahsediliyor. Arzın konuşması; Arzdan yaratılanların konuşması şeklinde anlamakta mümkündür. “Sizi arzdan yaratan O'dur"... Hud61 Her maddenin bir hafızası olduğunu şu an bilmekteyiz. Ayrıca Fussilet 20 ve 21. âyetlerde uzuvlarında ihbarından bahsedilir. ''Ve onlar (ateşe) yaklaştıklarında, kulakları, gözleri ve derileri onlara karşı tanıklık yapacak ve onların (yeryüzünde) yaptıklarını anlatacaklar ve kendi ciltlerine (uzuvlarına): 'Niçin bizim aleyhimize şahitlik ettiniz?' dediler. (Onlar da) dediler ki: 'Bizi, her şeyi söyleten Allahsöyletti.' Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürüleceksiniz.” Fussilet:20-21

Allah kişinin uzuvlarını bile konuşturmaktadır. Benzer bir kullanım şu âyette de karşımıza çıkar: “O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bizlere elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” Yasin:65

-------------------

بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا

5- Rabbinin ona vahyetmesi ile.

Vahyetmek;gizlice, farkında olmadan fısıldamak, bilgilendirmek ve âşikâr olmadanyapacakları emretmektir. Arıya vahyedilmesi veya yedi kat göğe emrinin vahyedilmesinde olduğu gibi.

Buradakişinin leh veya aleyhinde gelişecek olan ihbârın Rabbinin vahyetmesi ileolacağı anlatılmaktadır. Yani uzuv sahibi, farkında dâhi olmadan bir andauzuvlarının dile gelmesi resmedilir. Sadece uzuvlar haber vermez, aynı zamandaiyi veya kötü yapılan her şey, zerre kadar bile olsa görsel olarak daizlettirilir.

  -------------------

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًالِّيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ

6- O gün insanlar, amellerinin gösterilmesiiçin ayrı ayrı bir araya gelirler.

Eştât;“çeşit çeşit, ayrı ayrı, dağınık ve perişan” gibi anlamlar taşıyan “şettun”kelimesinin çoğuludur. Yesduru, toplanacaklar demektir. Sudur, vürud’unzıddıdır. Vürûd, suya gitmek; sudur da, sudan dönmektir. Diğer deyişle, “vârid”gelen, “sâdir” giden demektir. Sosyal hayatın içinde insan kimler ile temasetmiş, insanın kimlere hakkı geçmiş ise hesaplaşma için onların bir araya gelmesive dünyada yapılanların gösterilmesinden, yani o anlara, hatıralara geridönülmesinden bahsedilir: “Sur’a üflendiği gün artık siz bölük bölükgeleceksiniz.” Nebe:18 Bu bölükler, büyük ihtimalle aynı hayatı paylaşırkenbirbirine hakkı geçenlerdir.

-------------------

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

7- Artık kim zerre kadar hayır işlerse onugörür.

Hayr;istenilen, arzu edilen, değerli, dünya ve âhirette faydalı, yarayışlı olan herşeydir. Hayrın zıddı şerdir. Zerre; güneş ışığında görülen, havada uçuşan tozparçacıkları şeklinde tarif edilmiştir. Rivâyete göre, İbni Abbas elini toprağasokmuş, kaldırmış; sonra üflemiş ve: “İşte bunlardan her biri bir zerredir.”demiştir. İkisi de azlığa meseldir. Sorumluluğun en az derecesi, beşerî hissin enküçük ölçüsü ile ifâde edilmiştir. Asıl maksat ise, en küçük bir hayır veyaşerrin bile Allah katında kaybolmayacağını bildirmektir. Bu hassasiyet gereği“Şüphesiz Allah, kimseye zerre kadar (miskâle zerretin) haksızlık yapmaz…”(Nisâ:40)

-------------------

وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

8- Ve kim zerre kadar şer işlerse onugörür.

Şer;sözlükte, istenmeyen, arzu edilmeyen, her açıdan kendisinden kaçınılan şeydemektir. Şer; iblise, cehenneme, beşerlere, belâlara ve hastalıklara izâfeedilir; ancak asla Allah’a izâfe ve isnat edilerek kullanılmaz. Bu âyetlerdeherkese amellerinin karşılığı verilecek denilmek yerine, herkes amellerinigörecek (yerahu) denilmektedir. Yani bu âyetler ödül ve ceza ile ilgilideğildir. Zaten 6. âyette insanların yaptıklarını görmeleri için toplanacaklarıbildiriliyordu. Yapılanları görüp hesaplaşıldıktan sonra ödül veya ceza belliolacaktır.

Birrivâyete göre Sa’saa b. Naciye, Allah'ın Resûlü'ne gelerek ondan kendisine âyetokumasını istemiş, Allah'ın Resûlü ona bu âyeti okumuştur. Sa’saa: “Eğer benzerre ağırlığı kadar bir kötülük işleyecek olursam, onu göreceğim ha! Bana bukadarı yeter, bana bu kadarı yeter!” diyerek titrek bir ses ile oradanuzaklaşmıştır. (Kurtubî)

Rabbim,zerre kadar da olsa  şerden uzak duran muttakilerden eylesin bizleri!

-------------------

 


 
Eklenme Tarihi : 8.10.2018 00:44:34
Okunma Sayısı : 94