وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve (ondaki) hikmet'i düşünün. (Ki;) Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve iyi biliniz ki, hiç şüphesiz Allah her şeyi bilendir. (Bakara:231)

Anmak mı yoksa anlamak mı

Sevgili kardeşlerim, kıymetli dostlar. Tarihsel süreçte anmak mı yoksa anlamak mı sorunu hep devam ede gelmiş bir hakikattir. Süreç içerisinde isimleri farklı varyasyonlarıyla cereyan etse de (rivayet ve dirayet) gibi fakat hiç bir zaman bu sorun çözülmemiş günümüze kadar devam edip gelmiştir. Aslında anmak mı daha hayırlı yoksa anlamak mı diye sorarsak anmak ve anlamak ne anlama gelir sorusunun cevabını bulmamız gerekir.

   Anmak; bir şeyi düşünce süzgecinden geçirmeden o şeyi telaffuz etmektir.

   Anlamak ise; Bir şeyi düşünce süzgecinden geçirmektir. Yani anmak şekle, anlamak ise daha çok manaya hitap eder. Anmak bedene, anlamak ise ruha hitap eder. Anmak; eğer anlamaya götürürse, bir değer ifade eder. Yoksa anmak, kuru bir emekten başka bir şey değildir.

 Allah’ın kitabı ve peygamberi konusunda, anmak ve anlamak kavramları çokça ihlal edilmiştir. Allah, bizlere kitabın hem lafzını hem de manası emanet etmiştir. Fakat süreç öyle gelişti ki lafız, mana ve maksat eksenli olan Kur’an, sadece lafız eksenli okunmaya başlanıp mana (yani anlayarak okuma) ve maksat yok olmaya mahkûm edildi. Sonra bir topluluk daha geldi ve öncekilere kısmen tepki, kısmen fikir olsun diye kitabın lafzını öldürerek mana eksenli bir kitap okuyuşu başlattı. Hâlbuki Kur’an lafız ve manası ile birlikte ancak Kur’an’dır. Lafızsız mana olmadığı gibi, manasız da lafız olmaz. Lafız ve mana olmadan da kuran olamaz. Lafzı manadan, manayı da lafızdan koparmak, dengeden savrulan anlayışlar doğurdu. Bize düşen andığımız şeyi mutlaka düşünce süzgecinden geçirerek lafız, mana ve maksat bütünlüğünü yakalamaktır. Okuduğumuz kıraatler lafzı, yaptığımız tertiller manayı ve uyguladığımız tilavetler de maksadı kuşatmak içindir. Kıraat, tertil ve tilavet üçlüsü dini dile, kalbe ve hayata taşımanın anahtarlarıdır. Bunlardan hangisi eksik olursa olsun muhakkak dinin bir ayağı eksik kalmıştır. Bizler ancak kıraat, tertil ve tilavetin yansıması olan lafız, mana ve maksat üçlüsüne sımsıkı tutunarak dinimizi doğru anlamış ve yaşamış olabiliriz. Mesela; bir insan tanımadığı birisinin huyunu suyunu bilmeden o kimseyi razı edebilir mi? O kimseyi razı edebilmesi için o kimsenin, neyi sevip neyi sevmediğini bilmesi gerekir. Razı edebilmek için sadece anmak değil, ancak anlamak ve bilmekle mümkün olabilir. Eğer bizler Allah'ı razı etmenin derdini taşıyor isek, o zaman rabbimizin neyi sevip neyi sevmediğini bilmemiz gerekir. Neyi sevip neyi sevmediğini bilmediğimiz bir rabbi nasıl razı edebiliriz ki? Allah'ı razı etmenin yolu da Kur’an’ı sadece anmak değil, anlamaktan geçer. Allahın kitabını sadece ananlar Kur’an’ı çağlara taşıyamadıkları, asrın diline okutamadıkları ve bir anı olarak tarihin derinliklerine mahkûm ettikleri gibi peygamberi de sadece ananlar peygamberi çağlara taşıyamamış ve onu bir anı olarak tarihin derinliklerine mahkûm etmişlerdir. Anlayanlar hayata taşır, ananlar ise lafza ve zamana mahkûm ederler. Ne İslam bir anıt, ne kuran bir ağıt ne de peygamber bir anıdır. İslam bir hayat, kuran bir hayat kaynağı, peygamberde bir hayat örneğidir. Çünkü peygamberin bize güzel bir örnek olduğu hayat kaynağı olan kuranda haber verilmiştir.

 

 

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآَخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

GERÇEK ŞU Kİ, Allah'ı ve Ahiret Günü'nü [korku ve umutla bekleyen] ve O'nu her daim anan kimseler için Allah'ın Elçisi güzel bir örnek teşkil eder. (Ahzap:21)

Allah resulü bir anı değil, bir modeldir. Çünkü "anı" geçmişte kalanı, geçip gitmiş olanı temsil eder. Peygamberimiz bir "anı" değil, hayatı Kur’an olan örnek bir insandır. Kur’an’ın insana dönüşümü peygamber, peygamberin de kitaba dönüşümü hiç şüphesiz Kur’an’dır.

   Peygamberi anlamaktan çıkarıp anmaya ve bir anı olarak kalmaya mahkum edenler dini hayat dini olmaktan çıkarıp, merasim dini olmaya mahkum edenlerdir. Peygamberi bir anı olarak görenler onun bebek olarak doğduğu güne kutlu doğum dediler. Fakat peygamberin, vahiy ile hayata döndüğü gün olan Kadir gecesine kutlu doğum dediler kutlucihada başladılar. Şimdi Peygamberin üzerinde durulması gereken yönü bir bebek olarak doğduğu gün mü? Yoksa vahye muhatap olduğu gün müdür? Aslında peygamber vahye muhatap olduğu gün doğmuştur. Biz hiradaki kutlu doğumu anlamaya ve anlatmaya çalışan kimseleriz. Eğer kutlu doğum vahiyin nüzulü ile gerçekleşmemiş ve bir çocuk olarak doğduğu gün ile gerçekleşmiş ise Hz. peygamberin (a.s) doğum günü ile Hz. İsa (a.s) nın doğum günü arsında ne fark var. Hani bizler hiç bir peygamberin arasını ayırmazdık. Hz. İsa (a.s) nın doğumunu kutlayanları kınayanlar Muhammed (a.s)' ın doğumunu kutlayanları tebrik ediyorlar. Yoksa Muhammed (a.s) ayrı, İsa (a.s) ayrı mıdır? İşte bu dengeden savrulma peygamberi hayattan koparıp anıya dönüştürmekten kaynaklanıyor. Peygamberi ana mahkûm edip, anı ‘ya dönüştürülmesi zulümdür ve içler acısıdır. Hayatını peygambersiz geçirenler bir anı olarak onu anmanın neticesinde kurtulacağını düşünmeleri günah işleyip de günahlarını çıkarmak için papaz efendiye ömrünün belli anlarında müracaat eden kimseden ne farkı kalır?

Anmak bir toplumda baş gösterdiği anda o toplumlumda mana, muhabbet ve eylem yok olmaya mahkûm olur.

Anlayanlar hayata taşır, ananlar ise lafza mahkûm ederler.

Anlayanlar örnek alır, ananlar sözde kalır.

Anlaşılmadan anılan bir din hayat dini değil merasim dinidir.

Anmak; hakikatten iz taşır ama asla hakikatin kendisi değildir.

Anmak gerçek dine ulaşmaya engel suni bir yansımadan oluşan çok zayıf bir bağdır.

Anmak insanı İslami hayata yönlendiren bir arınma değil bir günah çıkarma seansıdır.

Anmak insanlara sunulan ruhsuz bir bedendir. Ruhu yani anlamanın olmadığı bir anma hayata fayda değil zarar verir.

Anmak; anlıktır. Fakat anlamak; her zaman ve her andır.

Anmak unutmaktan daha iyi, yaşatmaktan aşağıdır.

Her anma mutlaka ama mutlaka bir unutmanın itirafıdır.

 
Eklenme Tarihi : 30.01.2013 12:07:07
Okunma Sayısı : 2091