وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

48- Artık şu günden korkun ki; O gün, Hiç kimse bir başkası adına zerre kadar bir şey yapamaz ve hiç kimseden şefaat kabul edilmez ve hiç kimseye karşılık fidye de alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez. (Bakara:48)

Cennet lutuf, cehennem ise bir bedeldir

Kıymetli dostlar, ne dünyaya gelmek ne de dünyadan ayrılmak bizim bir tercihimiz değildir. Bizi yoktan var edip varlığından haberdar eden odur. Rabbimizin insanları bu dünya dershanesinde sınava tabi tutması Onun azabının değil, rahmetinin tecellisidir. Çünkü varlık âlemi El-Vedud olan Rabbimizin sevgisinin bir sonucudur. Kullarını sevmeseydi yaratmazdı. İnsanları sevgi ve alakadan yaratan Allah kullarını, asla azap etmek için yaratmamıştır. Onun imtihanı da kullarının bu ilahi sevgiye karşılık vermesine bir imkândır. Bu ilahi sınav imkânı, azap değil rahmettir.

 

  Gözümüzü bu dünya dershanesinde açtığımız için artık bu sınava girmeme diye bir lüksümüz olamaz. Bize düşen bu sınavı başarıyla tamamlamaktır. Tek hedefimiz bu dünya imtihanında bize not verecek olan Rabbimizden iyi bir puan alarak, imtihanın olmadığı ahiret sınıfındaki yerimizi almaktır. İnsanlardan kimisi dersine iyi çalışır ve yüksek bir not alarak en güzel bölüme yerleşir, insanlardan kimisi de imtihana önem vermez, sınavı umursamaz ve cehennem sınıfında kalır. Cehennem sınıfında kalana Allah mı zulmetmiştir, yoksa o kişi sınıfta kalarak kendi kendine mi zulmetmiştir?  

   Bizler maalesef dünyada yapılan küçücük sınavlar için bile üstümüze düşen çalışmayı yapmayız. Sonrada emek harcamadan torpil ve ya bir aracı ile sınıfını geçmek isteriz. Böyle kimselerin yaptığı haksızlık değimlidir? Allah’da; sınavların en büyüğü olan dünya sınavında dersine çalışmayıp sınıfta kalan kimseyi ne diye geçirsin ki? Sınıfta kaldığı zaman Allah niye ona zulmetmiş olsun ki? Aslında düşük not alıp cehennem sınıfında kalan kişi kendi kendine zulmetmiştir bunu da hak etmiştir.  Allah'ta onun yaptığı bu zulüm'ün bedelini ona tattırmıştır. Çünkü Allah asla zulmetmez;

 

 

 

“Gerçek şu ki, Allah (hiçbir konuda) insanlara en küçük bir haksızlık yapmaz; fakat insanların yine kendileridir kendilerine haksızlık yapan.” (Yunus:44)

 

 

 

[O halde,] ey hakikati inkâra şartlanmış olanlar, bugün [geçersiz] özürler beyan etmeyin: [öteki dünyada] siz ancak [bu dünya hayatında] yapmış olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.” (Tahrim:7)

   Demek ki cehennem bir zulüm değil, ancak insanların yaptıklarının bir bedelidir. Dersine iyi çalışıp hatta özel dershanelere gidip, özel öğretmenlerden ders alarak dünya sınavında sınıfını geçenleri Allah cennette güzel bir bölüme yerleştiriyor. Herkesin kazandığı bölüm kendi emeği doğrultusunda olacak. Kimi peygamberlerle, kimi sıddıklarla, kimi şehitlerle ve kimisi de Salihlerle beraber olacak. Aslında tüm bu ikramlar bizim çalışmalarımızın bir karşılığı değil, tamamen Allah’ın bir lütfünün eseridir. Çünkü cennetin karşılığını hiç kimse ameli ile ödeyemez. Fakat ameli sebebi ile Allah o kimseye cenneti lütfeder. Peygamberimizin buyurduğu gibi;  - Muhakkak ki hiçbiriniz amelinizle cennete giremezsiniz!- Sen de mi yâ Rasûlullâh?- Evet, ben de! Ne var ki Allah’ın rahmeti beni kuşatmıştır! (Buhari)

 Çünkü cennet yaptıklarımızın karşılığı değil, sebebidir. Bundan dolayı Allah cennet için بما  (sebebi ile) cehennem için  كنتم ما  (karşılığı olarak ) demiştir. Ayette geçen "b" harfi aslında Allah’ın ne kadar sonsuz lütufkâr olduğunu anlatmak için yeter de artar biler. Bunun en büyük delili Nahıl suresi:32. Ayetir.

 

Onlar ki, bir arınmışlık hali içindeyken melekler, “Size selâm olsun, [hayattayken] yaptıklarınızdan ötürü girin cennete!” diyerek canlarını alırlar." (Nahl:32) 

  Demek ki cennet yaptıklarımızın karşılığı değil, yaptıklarımız cennete girmenin bir sebebidir.  Bundan dolayı cennet bedel değil, Allah’ın lütfüdür. Bizlere düşen Rabbimize karşı borçlu olduğumuzun idrakine varıp borcumuzu ödemeye çalışmaktır. Eğer biz borcumuzu ödemede samimi olursak Allah bizim tüm borçlarımızı da siler. Tıpkı dünyada borçlu birisinin borcunu kabul edip bunu ödemek için gece gündüz durmadan çalıştığı halde ödeyemediği (ödemediği değil) takdirde alacaklının “ya hu helal hoş olsun.” Deyip rahmetle hareket etmesi gibi Rabbimizde borcunu itiraf et ve borcunu ödemeye çalış senin tüm borlarını sileyim diyor. Bizler ödediğimiz her bir borç için tekrar Allah'a borçlanmış olacağımızdan dolayı her ödenen borç, başka bir borcu gerektiriyor.  Bundan dolayı gerçek manada Allaha olan borcumuzu asla ödeyemeyiz. Fakat bize düşen borçlu olduğumuzun bilincine varıp bunu ödemeye gayret göstermektir. İşte bundan dolayı Allah insanları ameli ile değil lütfü ile cennete koyar. Çünkü:

Allah’ın Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. (A’raf:156)

Rahmetinin eseri olmayan hiçbir şey yoktur. Hatta bu dünya da Rabbimizin azabı bile onun rahmetinin tecellisidir bakın rabbimiz ne buyuruyor;

 

" Fakat o şiddetli azab[a onları mahkûm etme]den önce belki [pişman olup] yollarını düzeltirler diye hemen yanı başlarındaki azabı (dünya azabını) tattıracağız." (Secde:21)

 Azabı dahi rahmetinin tecellisi olan Allah rahmeti kendisine ilke edinmiş ve onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

 

" Mesajlarımıza inananlar sana geldiklerinde de ki: “Size selâm olsun! Rabbiniz rahmet ve merhameti kendisine ilke edinmiştir, böylece sizden biri bilgisizlikten dolayı kötü bir fiil işler ve sonra tevbe edip dürüst ve erdemlice bir hayat yaşarsa O[nun] çok affedici ve rahmet kaynağı [olduğunu görecek]tir”. (En’am:54)

 

   Çok bağışlayan ve merhamet eden Rabbimiz neden kendisini bize Rahman ve Rahim olarak tanıtır? Her surenin başındaki besmelede Rabbimiz neden Rahman ve Rahim olan Allah adıyla diyerek bu iki esmayı kullanır. Bismillehi zuntikam ve ya Bismillehil kahhar değil de Bismillehirrahmenirrahim olarak başlar. Sebebi şudur; kullarım Beni en çok Rahman ve Rahim olarak tanısınlar diye. Tıpkı bir insanın birden çok iş ve ya mesleği olduğunda hangi isim ile tanınmak istiyor ise kart vizitene o ismini yazdırması gibi. İşte Allah'ta Rahman ve Rahim esmalarını öne çıkarıyor. Böyle yapması rahmeti ilke edinmesinin bir yansımasıdır. Onun rahmeti ilke edinmesinin ona bir faydası ve ya zararı yoktur ancak bizim için çok ama çok önemlidir. Ben rahmeti ilke edindim sizde merhameti kendinize ilke edinin; der.

 

Ve [bunun içindir ki, ey Peygamber,] Biz seni yalnızca, bütün âlemlere rahmetimiz[in bir işareti] olarak gönderdik.”  (Enbiya:107)

Haydi, bu rahmetin gereği olarak kullarıma deki;

 

 

 

" DE Kİ: “[Allah şöyle buyuruyor:] ‘Ey kendilerine karşı haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin: Allah bütün günahları bağışlar; çünkü yalnız O, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır! Öyleyse [yalnız] Rabbinize yönelin ve [ölümün ve yeniden dirilmenin] azabı başınıza gelmeden önce O'na teslim olun, sonra hiç kimse sizi koruyamaz. (Zümer:53-54)

 
Eklenme Tarihi : 30.01.2013 11:57:50
Okunma Sayısı : 1367