فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

24- O halde yakıtı insanlar ve taşlar olan o ateşten sakının. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır. (Bakara:24)

Kalp Beden Ve Ruh İlişkisi

Kalp: Değişken olan demektir. Bir nesneyi bir durumdan diğerine, bir işten diğer bir işe çevirmek veya döndürmektir. İnkılap-maklub(Altını üstüne getirmek) ve takallub bu kökten türeyen kelimelerdir. Hepsinin ortak manası değiştirme ve dönüştürmedir.

   İnsanda mevcut olan adı ile yürek, diğer adı ile kan pompası denen bu mükemmel sisteme neden kalp ismi verilmiştir? İsmi pompa olabilirdi, taş olabilirdi yâda başka birşey olabilirdi. İsminin kalp olmasını sebebi elbette isim ve müsemma arasındaki sıkı ilişkiden kaynaklanmaktadır. Çünkü insanın her anı bir değildir. İçinde bulunduğu ortamdan etkilenip değişme özelliğine sahip olduğundan hangi ruh halini taşıyor ise o hale doğru değişim göstermesinin temeli kalptir yani kalbin değişmesidir. Kalbe verilen bu ilahi format gereği, isim ve müsemma olarak tam bir bütünlük sergilemiştir. İnsan da iki kalp vardır. 1-Bedenin kalbi. 2-Ruhun kalbi. Bedenin kalbi nasıl ki bedeni ayakta tutmak için tüm uzuvlara hayat pompalıyor ise, ruhun kalbide ruhu ayakta tutmak için sürekli hayat pompalar.

    Beden yemeye ve içmeye muhtaç olduğu gibi ruhta yemeye ve içmeye muhtaçtır. Bedenin hayat bulması yerden biten gıdalara, ruhun hayat bulması da gökten inen gıdalar bağlıdır. Beden kesiftir ve kesifi sever. Ruh latiftir el-Latif olan Allah'ı sever. Bedene değer verenler yere rağbet ederek dünyalıklara gömülüp yerin dibine batarlar. Ruha değer verenler ise göğe yükselip, yücelik kazanırlar. Beden ölür, ruh ise vefat eder. Çünkü ruh ölmez vefa gösterir. Bedendeki kalp işlevini yitirince ruhun bineği olan cesedi geldiği yere döndürmek gerekir. Bu insanlık ailesinin işidir. Aksi takdirde beden kokmaya başlar. Ruhun kalbi işlevini yitirince; ruhu geldiği yere geri çevirmek gerekir bu da meleklerin işidir. Ruh dünyada aslına dönmediği sürece kokmaya ve hayatı kokutmaya başlar ta ki melekler onu geldiği yere gönderinceye kadar. Ruhu kokanlar şu kimselerdir: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ

 SİZ EY imana erişenler! Bilin ki, Allah'tan başkalarına tanrılık yakıştıranlar düpedüz kirlenmiş kimselerdir; …."(Tevbe:28)

     Neden Allahtan başkasına ilahlık yakıştıranlar necistir? Tam takır giyinip, gezenlerin bedenleri ve elbiseleri mi kirli yoksa ruhları mı? Hiç şüphe yok ki ruhları kirli olduğu için necistirler, pistirler ve hayatı kokutup insanlık ailesini rahatsız ederler. Yıkanmayan beden kirlenip kokuttuğu gibi yıkanmayan her ruhta kirlenip kokmaya mahkûmdur. Bedeni yıkayan gökten inen su, ruhu yıkayan ise gökten inen ilahi vahiydir. Pis bir bedenle gezmeye ve dolaşmaya dayanamayan insan kirli bir ruh ile nasıl gezip dolaşa bilir? Hiç akıl etmezler mi? Elleri pis olan bir insan elini yıkamadığın da kendinde bir ağırlık hisseder iken ruhu kirlendiği halde yıkamayan ve herhangi bir rahatsızlık hissetmeyen kalbe ne demeli acaba?  Beden hastalandığında doktora ve ilaca muhtaç olunduğu gibi, ruh hastalandığında da doktora ve ilaca ihtiyaç vardır. Beden rahatsız olunca doktora koşanlar ruh rahatsızlanınca hiç oralı bile olmuyorlar. Hâlbuki asıl hasta bu kimselerdir ve asıl tedavi görmeye muhtaç olanlarda bunlardır. Kalbimizi ne kadar sağlıklı tutarsak bedenimiz ve ruhumuzda o kadar sağlam olur. Bu hakikati peygamberimiz şöyle dile getirir:     

                  أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ

"Dikkat ediniz! Muhakkak ki insan bedenin de bir et parçası vardır eğer o et parçası sağlam olursa bütün beden sağlam olur. Eğer o et parçası fesada uğrarsa bütün beden fesada uğrar. Dikkat edin o kalptir."  (Buhari-Müslim)

    Peygamberimizin de tarif ettiği gibi, kalp, bedende bir başkent gibidir. Eğer başkentin yönetimi sağlam olursa bütün memleketler sağlam olur, başkentin yönetimi bozuk olur ise bütün memleketler bozuk olur. Dünya üzerinde insanlar şehirlerin başkentini ele geçirmek için savaştıkları gibi insanın başkenti olan kalbi de ele geçirmek için sürekli bir savaş vardır. Şeytan ve aveneleri başkenti ele geçirmek için bütün dünyalıkları, makam, mevki, heva ve hevesi insanların önüne sürüp onları aldatmanın ve başkent olan kalbi ele geçirmenin savaşını veriyorlar.  Çünkü eğer Başkent’i ele geçirirler ise diğer illeri yönetmek artık çok rahat olacak.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ (5) إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ (6) فاطر:5  

….. Allah'ın [yeniden diriltme] vaadi gerçektir: öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin, ve Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın!  (Lokman:33)

 

   Sakın sizi dünyalıklar gurura sürükleyip aldatmasın ve sakın sizi şeytan, Allah ile aldatmasın. Maalesef insanların çoğu dünyalıklar ile bir gurura kapılıp başkentleri olan kalplerini şeytana teslim edip Allaha karşı aldanmışlardır.

   Bize düşen bu saldırılara karşı kendimizi, başkentimiz olan kalbimizi tüm saldırılara karşı en güçlü silah olan vahiy ile savunmak ve yüreğimizde, başkenti iman olan İslam devletini kurmak ve yönetimini kurana bırakmaktır. Başkentlerini şeytana teslim edip şeytani bir yönetimin hâkim olduğu bir yerde Allah'ı aryanlar kendini aldatmasınlar. Çünkü onlar yüreklerinde küfür devletini kurup Allah yokmuş gibi yaşamaya karar vermişlerdir. Hiç kimsenin Allah yokmuş gibi yaşamaya hakkı yoktur.  

   Kalp çok çabuk değişim ve dönüşüm yaşadığından en çok muhafaza edilip dikkatle bakılması ve bir çiçek gibi büyütülmesi gerekmektedir. Çünkü onda meydana gelecek en ufak bir sararma insan hayatını karartır ve en ufak bir kuruma insanın ebedi hayatını kurutur. Küçük bir kalp krizi bile insanın ebedi hayatını krize sokar. Ebedi hayatımızı kurutmamak ve krizlerden kurtarmak için kalbimizi canlı tutmak zorundayız. Kalp ise ancak ölü ruhlara hayat veren ve bir ismi de ruh olan Allah’ın kelamı ile canlı kalabilir. Çünkü kalpler ancak Allah'ı anmakla hayat bulur.  Bu hakikat Kur’an da şöyle dile getirilir:

" onlar ki, inanmışlar ve Allah'ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah'ı anarak huzura erişir. (Ra’d:28)."

Yine kuranın ifadesi ile ölen beden değil kalptir:                                                                  

 

" Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin?  Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!."  (Hac:46)

   Rabbimizin buyurduğu gibi aslında kör olan göz değil, işiten kulak değil, yürüyen ayak değil, infak eden el değil, konuşan dil değil, hepsini yapan aslında kalptir. Dil sadece kalbin tercümanıdır. Dil konuşmaz. Kalp konuşur. Dil konuşur kalp susarsa riya olur. Kalp konuşur dil susarsa ihlas olur. Bundan dolayı herkeste bir akıl bir de kalp vardır. Ama herkeste akleden kalp yoktur. Akıl kalbin hizmetçisi olmaz ise akletmeyen bir kalp olur. Bu hakikat Kur’an’da şöyle dile getirilir:

" Onların kalpleri vardır akletmezler, gözleri vardır gömezler, kulakları vardır işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. (hayvanlarında kulakları vardır fakat işitmezler.) Bilakis hayvanlardan daha aşağıdırlar. İşte bunlar hakikatten habersiz kimselerdir." (A’raf:179)

 

Gerçek şu ki, Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitemeyen görünmez varlıklardan  ve insanlardan çok canlar ayırmışızdır. Hayvan sürüsü gibidir bunlar; hayır hayır, doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı:  Körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir. (A’raf:179)

 Önemli olan akıl değil, göz değil, kulak değil bunlara hayat veren kalptir. Kalbi kör olanın ne aklı ne gözü ne de kulağı doğru çalışır. Bunlar akılsız, kör ve sağıdırlar.

 

 Bunda şüphesiz kalpleri açık olanlar,  [yani] uyanık bir zihinle kulak verenler için bir uyarı vardır;” (Kaf:37)

 
Eklenme Tarihi : 30.01.2013 13:30:16
Okunma Sayısı : 4559