وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَاللّهُ رَؤُوفٌ بِالْعِبَادِ

207- Ama insanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini (hakka) satar (feda eder): Hiç şüphesiz Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir. (Bakara:207)

Kulluk Bilinci

İbadetin kelime anlamı; itaat etmek, boyun eğmek,  kulluk vazifesini yerine getirmek, acziyetini kabul etmektir. Bir insanın kulluk edip acziyetini kabul etmesi kendi gururunu ve kibrini kırmanın apaçık bir ifadesidir.

İbadet; niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan,  kişinin Allaha yakınlaşmasını ifade eden, özel bir şekilde yapılan taat ve fiillerden ibarettir. Daha açık bir ifade ile kişinin birine, isyan etmeden ve ondan yüz çevirmeden itaat etmesidir. İbadet; dinin esası ve özüdür. İnsan, maddî olarak bedenîni, manevi olarak da ruhunu diri tutacak bir yaşantı içerisinde hayatını sürdürmek zorundadır. Bunun dışında bir hayat tefrit ve ifrattır. Ne yazık ki insanlar bedenlerini doyurmak için gece gündüz çalışırken ruhlarını doyurmak umurların da bile değil. Bedeni hastalandığında doktora koşan insan ruhu hastalandığında nereye koşması gerektiğinin farkında bile değil. Bu hali ile insan dinin özü olan ibadet hususunda tedaviye muhtaçtır. Bu manevi hastalık tedavi edilmediği takdirde kişiyi kansere ardından ölüme sürükleyen elem verici bir süreçtir. Bu sürecin sona ermesi ancak insanın yaratılış gayesi ile paralel yaşamasıyla mümkündür. İnsanın yaradılış gayesi Allah’a kul olmaktır. Hakikatte varlığın özü kulluktur. Kulluğun özü ibadettir ibadetin özü duadır duanın özü ihlâs’tır ihlâsın özü ise sevgidir, muhabbettir. Kişiyi ölüme sürükleyen manevi hastalıklardan kurtulmanın tek yolu bu sevgi ile inşa olup hayatı inşa etmektir. Bunu becere bildiği ölçüde hastalıklardan kurtulur ve mutlu olur. Kur'ân-ı Kerim'de:

 " Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım " (Zâriyât:56)

Buyrularak İbadetin doğrudan doğruya insanın varlığının tek gayesi olduğu beyan edilmiştir. Kişinin asıl vazifesinin kulluk olduğu diğer vazifelerin ise kulluk için birer araç olduğunu vurgular. Bundan dolayı kulluğu olmayanın diğer vazifeleri mükemmel olsa bile bir anlam ifade etmez. Çünkü varlığın özü kul olmaktır. Bütün peygamberlerin övündükleri abd yani kul oluşlarıdır. Mesela vahiy İsa (a.s.)’ya İlah denmesini kesinlikle reddederek onun abd oluşu ile övündüğünü şöyle ifade eder: "Ben Allah'ın bir kuluyum." (Meryem, 30). Davut (a.s.) için "O ne güzel bir kuldu" (Sâd,30), Eyyüb (a.s.) hakkında; "Gerçekten biz onu sabırlı bulmuştuk. O ne güzel kuldu" (Sâd, 44). Kur'ân-ı Kerim'de birçok isim ve sıfatla anılan  Peygamberimiz (a.s.) için en şerefli isim olarak "abd" tabiri kullanılmaktadır.  Peygamberlerin "abd" yönü, rasûl sıfatlarından daha önce gelir. Zira kul olma yönüyle Hakk'a ubudiyet özelliğini yansıtır; rasûl yönüyle ise insanlara tebliğ özelliğini ifade eder. Allah'a yönelik kul olma özelliği, halka yönelik rasûl özelliğinden daha önce gelir. Bundan dolayı da Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhidde önce abd (kul) sıfatı sonra rasûl sıfatı zikredilmektedir. Çünkü Kulluğu olmayanın risaleti hiç olur mu? Peki, kulluğu olmayanın insanlığı olur mu?

İnsanın efendisi Allah’tır. Efendisi Allah olmayanın efendisi ya nefsi, ya malı, ya makamı yâda tağuti güçlerdir. Efendisi ‘tek’ olanın, itaati kolay olur; çünkü emir tektir ve yapılması gereken de bellidir. Efendisi çok olanın ise, işi çok zordur; çünkü her bir efendi, kendine itaat eden hizmetçisini farklı çıkarlar ve niyetler doğrultusunda yönlendirmek ister. Dolayısıyla da, çok efendili hizmetçi, hangi emre yetişeceğini şaşırır ve sonunda hiçbir efendiyi memnun edemez. Tek efendili olmak, büyük bir rahmettir ve özgürlüktür. Çok efendilik insana zulümdür ve onu köleleştirmektir.

 

“Hz. Âdem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberler insanları, Allah'u Teâlâ (c.c.)'ya ibadet etmeye çağırmışlardır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de "Andolsun ki biz her kavme: -"Allah'a ibadet edin, tâğuta kulluk etmekten kaçının" diye bir peygamber göndermişizdir" (Nahl, 36) buyrulmaktadır. Bilindiği gibi tâğut; Allah'u Teâlâ (c.c.)'nın indirdiği hükümlere karşı ayaklanan (tuğyan eden) her güce verilen bir isimdir. Bunun insan olması, şeytan olması, put olması veya bir ideoloji olması, mahiyetini değiştirmez. Nitekim:

"İman edenler, Allah yolunda cihat ederler; hakikati inkâra şartlanmış olanlar da tâğut yolunda savaşırlar" (Nisâ, 76) 

Ayet-i kerimesi insanların, ya Allah'a iman edip O'nun dini için cihat etmeleri, ya da küfredip (kâfir olup) tâğut yolunda savaşacağını açık olarak ortaya koymuştur. Bu iki hâlin dışında, üçüncü bir hâlden söz etmek mümkün değildir.
Kelime-i tevhitte; bütün sahte ilâhları reddettiğimizi, sadece Allah'u Teâlâ (c.c.)'ya iman etiğimizi belirterek, tüm Peygamberlerin önce "abd" (kul), sonra "rasûl" olduklarını ikrar ve tasdik ediyoruz. İnsanın sıfatı Allaha kul olmaktır.  Eğer bu sıfat kaybedilirse, insan kaçınılmaz sonuç olarak tâğut'un esiri olur. Allah'u Teâlâ (c.c.)'ya kulluk eden kimse "hürdür", tâğuta kulluk eden kimse ise "köledir" .  Âdem (a.s.)'den beri devam eden mücadelenin özünde; İslam ile insanların hürriyete kavuşacağı, İslamın dışındakiler ise köleliği ve esareti artıracağı anlatılmıştır. Ancak insanlar bu köleliği özgürlük sanarak gönüllü esaret altına girerler. Kelepçelerini bilezik, tasmalarını kolye, sanırlar, aldatılarak, aldanırlar ve sonuçta kolay idare edilen, sömürüye açık, tutkularına ve nefsine köle olmuş bir güruh haline gelirler.  Bundan dolayı köleleştirilmiş bir dünya tağut'i güçlerin düşüncesi ve arzusudur.  

Abd kelimesinin mastarı olan ubudiyet ve kulluk, insanın sıfatı, rubûbiyet ise Allah'ın sıfatıdır. Fakat kendini kulluktan müstağni gören, kendi kendisine yeterli olduğunu düşünen insan, kendisin de var olması gereken özü, ubudiyet vasfını yitirmiştir. Böyle bir insan ya ilahlık taslamış ya da tağuta veya nefsine köle olmuştur. İnsanların geneli Allah’a kul olduğunu, O’nun emirlerine itaat edilmesi gerektiğini kabul ederek bunu beyan da eder. Ancak genelde bu beyan, sözlü onay’ın ötesine geçmez ve bir ‘bilinç’ düzeyine çıkmaz. İman bilince dönüşmedikçe insan hayat bulamaz. Bunun en temel nedeni de, toplumun genelinin ilim, amel ve ihlâstan yoksun olması ya da ‘yetersiz’ olmasıdır. Dolayısıyla, bilincin oluşması için gerekli olan en asli öğeler bugün itibarıyla eksiktir. Hal böyle olunca da, bu dinin ‘en merkezi’ kavramı kulluk lafta veya şekilde kalmıştır.

Bazı insanlar korktukları için Allah'a ibadet ederler, bu kölelerin ibadetidir. Bazıları sevap kazanmak için ibadet ederler, bu tüccarların ibadetidir. Bazı kullar da vardır ki sadece sevdikleri için ibadet ederler, bu da hürlerin ibadetidir, en üstün ibadet şekli budur.

 Rabbim sevdiği için kulluk yapanlardan eylesin. Kim neyi çok seviyorsa bilsin ki onun rabbi odur ve o ona kulluk ediyordur…

 
Eklenme Tarihi : 30.01.2013 11:44:51
Okunma Sayısı : 3255