زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

212- (Hakikati) İnkâr edenlere dünya hayatı süslendirildi. (Onlar) inananlarla (bu dünyada) alay ederler. Oysa (ilahi azaptan) korunup, sakınan (o inanalar) kıyamet gününde onlardan (makamca çok) üstündürler. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara:212)

TEBBET SÛRESİ

Tebbet Sûresi

1-Kurudu Ebu Leheb'in iki eli, kurudu!

Tebbet kelimesi helâk, yıkılış ve kopmak anlamına gelir. Bu kelimeyle aynı kökten olan ‘tebbun ve tebebun’ hüsranda sürekliliği ifade eder.(Krş. için bkz. Mümin: 37-38) Ayrıca aynı kökten; çalışması boşa çıkmak,hüsrana uğramak, kahrolmak, yaşlanmak, helâk etmek, kuvvetini kırmak,başarısızlığa uğratmak, ümidini ve çabasını boşa çıkarmak, zayıflatmak, açık ve belli olmak, yaşlılık, güçsüzlük, perişanlık, hayal kırıklığı anlamlarına gelen kelimeler türetilmiştir. Tebbet kelimesi aslında mazi bir fiildir. Burada geleceğe dönük bir beddua söz konusu değildir. Zaten Allah’ın beddua etmesi mantık ve Kurân dışıdır. ‘Ebu Leheb’in iki eli kurusun, kahrolsun!’ gibi bir meallendirme hatalıdır. Zira “Kurut, kahret Allah’ım! Seni tutan mı var?” gibibir itiraz gelebilir. Sonuç olarak bu ifade bazı tefsirlerde beddua değil,haber verme anlamında ‘Kendisi de başarısız oldu.’ şeklinde anlaşılmıştır. Yani”Ebu Leheb’in iki gücü/iki eli başarısız oldu, kurudu. Kendisi de başarısız oldu, kurudu.” İbni Mes’ud’un “ve tebbe”kelimesini “ve kad tebbe” olarak okuması da bu maksadı öncelemesindendir.

Araplarda güç kastedilecekse el(eyd) kullanılır. Zat kastedilecekse yüzü (vech) denilir. Söz kastediliyorsa ağız(fem) kullanılır. Bu âyette ‘iki el’ifadesi (yedâ), Ebu Leheb’in iki gücünü temsil etmektedir. Sûrenin 2. âyeti bu güçleri “mâluhu vemâ keseb” -onun malı ve kazandığı şeyler- olarak açıklamaktadır. Yedâ kelimesinde “iki destekçi, iki müttefik” manası da vardır. Kurân'da yed (el) kelimesinin mecazî kullanımı ile ’güç'ün kastedildiği birçok örnek vardır. “Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir!” (Fetih:10) ( Ayrıca bkz. Âli İmran:73, Yâsîn:83, Mülk:1 ve Sâd:75 vs.) “Yed” ayrıca nimet anlamında kullanılır ki, bu durumda çoğulu "eyâdî" olarak gelir. Bu mana Türkçemizde pek bilinmemekle beraber "Efendim, elinizin altında yaşayayım!" şeklinde bir cümle kurarsak, "Nimetiniz ve inâyetiniz sayesinde hayatımı devam ettireyim!anlamında bir istek olmuş olur. Ebi kelimesi ebeve kökünden türemiştir ve Kurân’da bu kökten türemiş 117 kelime bulunmaktadır.  Ebi, baba demektir.Bir şeyin, icat, ıslâh ve zuhuruna sebep olan herkese baba adı verilir.Misafirlerin babası, savaşın babası gibi. Amca ile baba ve anne ile baba beraber ebeveyn (iki baba) diye adlandırılır. Aynı şekilde dede ile baba beraber “ebeveyn” sayılır. Mesela Bakara 133’te Yakup’un çocukları, Hz.İbrâhîm, İshak ve İsmail’e baba demişlerdir. Ayrıca Hac 78’de “O, babanız İbrâhîm’in dinidir.” buyrulur. Bu mana gözetilerek insanın öğretmenine de baba denmiştir. Kurân’da ebi kelimesinin atalar, önderler, önden gidenler, bir yolu belirleyenler anlamına geldiği birçok âyet vardır.

Leheb kelimesi, ateşin tutuşması, alev alev olmuş hâlidir. Kurân’da bu kökten türemiş sadece 3 kelime vardır. Bu 3 kelimenin ikisi Tebbet sûresinde bir tanesi de Mürselât 31.âyette geçmektedir.  Aynı şekilde duman ve toza da leheb denmiştir. “Lâ zalîlin velâ yuġnî mine’l-leheb” Hiçbir serinliği olmayan ve ateşin alevinden korumayan. (Mürselat:31) Ebu Leheb kimdir? Ebu Leheb’in Kurân’da bir karşılığı var mıdır? Kurân bu konuda bize bir ipucu veriyor mu? Ateşin babası, ikiel, odun hamalı, ip metaforlarıyla kastedilen nedir? Kurân’ın kendiniaçıklayan özelliği gereği bu soruların izini takip etmemiz gerekir. Kurân’dadeğil de tefsirlerde Ebu Leheb olarak tanıtılan şahıs Kureyş eşrafından Abdüluzza b. Abdülmuttalib b. Haşim’dir. Asıl künyesi Ebu Utbe’dir. Fakat kızınca yanakları al al olduğu için alevin babası anlamında Ebu Leheb denmiştir. Karısının da Ümmü Cemil (Avrâ) olduğu kabul edilmiştir. Ümmü Cemil aynı zamanda Ebu Sufyân b. Harb'in kız kardeşi, Muaviye'nin de halasıdır. Tekrar yukarıda ileri sürdüğümüz sorular ışığında yürüdüğümüzde Kurân’a göre, iki eli/gücü kuruyarak mahvolup ateşe yaslanan tipin müfessirlerin sonradan yakıştırdıkları tip değil, geçmişte yaşamış, mahvolmuş, kurumuş bir tip olan Firavun olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Zira Firavun kelimesinin nüzul sürecinde ilk geçtiği yer Müzzemmil sûresinin 15. âyetidir. Tebbet sûresine kadar nüzulde Firavun’dan3. yılda inen Tebbet/mesed sûresinden önce Müzzemmil:15, Fecr:10’da bahsedilmiştir.Tebbet’ten sonra Tâhâ ve Şuarâ sûrelerinde anlatım detaylandırılmıştır. Zannedildiğinin aksine “Firavun” özel isim değil, cins isimdir. Firavun,Mısır’da hüküm süren Amelika krallarına verilen unvandır. Türklerin hükümdarlarına hakan, Bizanslıların krallarına kayser, İranlılarınkine Kisra denildiği gibi, eski Mısırlılar da krallarına firavun derlerdi. Kelimenin anlamı ‘güneş tanrısının oğlu’ demektir. Eski Mısırlılar güneşe ‘Ra’ adını vermiş ve ona yüce tanrı diyerek tapınmışlardır. Mısır inançlarına göre her kral iktidarını ‘Ra’ ile olan ilişkisine dayandırır vekendisini Ra’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak dayatırdı. Zamanla ‘Ra’ soyundan geldiğini savunan krallar, kendilerinin de ‘Yüce Rab’ olduklarını halka kabul ettirmek amacıyla Firavun (güneş tanrısının oğlu) unvanını kullanmaya başladılar. Hz. Mûsâ zamanındaki Firavun kendisini güneşin oğlu değil güneşin de babası (ateşin babası)olarak görmekteydi. "Ben sizin en yüce Rabbinizim!’’ (Naziât:24) Firavun:“Ey meleler! Ben, sizin için benden başka ilah bilmiyorum. Hâmân! Haydi! Benim için çamur üzerine ateş yak, bana bir kule yap ki Mûsâ'nın tanrısına çıkayım;ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi.’’ (Kassas:38) Firavun kelimesi, Eski Mısır dilinde Per'ao, Tevrat'ın Yunanca tercümesinde Farao olarak karşılanmıştır. Tebbet kelimesinin Kurân’da ikinci geçtiği bağlam ve âyet şudur: “Ve Firavun şöyle dedi: ‘Ey Hâmân! Benim için yüksek bir kule inşa et. Umulur ki böylece sebeplere (hedeflere) ulaşırım. Göklerin sebeplerine (yollarına) (ulaşırım), böylece Mûsâ’nın ilâhına muttali olurum.Muhakkak ki ben, onun yalancı olduğunu zannediyorum.’ Ve işte böylece Firavun’a kötü ameli süslendi. Ve böylece yoldan saptırıldı. Ve Firavun’un hilesi/plânı/elikurudu (tebâb). (Mumin:36-37) Devam eden âyetlerde sabah akşam Firavun ve ailesinin ateşe sunulmalarından bahsedilir (Mümin:46) Bu dünyevî ateş aslında büyük bir saltanat ve gücün nasıl eridiğini ve âhirette de şiddetli azapla sonuçlanabileceğini göstermesi açısından ateşin, mahvoluşun, zamanla yavaş yavaş kurumanın sembol ismi Firavun’dur. Firavun iktidarını ayakta tutan diğer unsurlar Kârûn ve Hâmân’dır. “And olsun biz Mûsâ’yı âyetlerimizle ve apaçık bir kanıtla Firavun, Hâmân ve Kârûn’a gönderdik; ama onlar, "O bir yalancı,bir sihirbaz!" dediler. (Mümin: 24) (Ayrıca Bkz. Ankebût:39, Kassas:76)

2-Ne malı bir fayda verdi ona, ne kazandıkları.

Eğnâ: Kurân’da bu kökten türemiş 73 kelime bulunmaktadır. Kelime değişik anlamlara gelmektedir. Zengin olmak, mal mülk sahibi olmak demektir.

Keseb; kesb, iktisab, tekâsüb, rızık talep etmedir. Yani ya­rarlanılacak bir şey istemek ve aramaktır. Öyle ki bul­mak ve ele geçirmek şart değildir. İktisab, dönüşümlü fiil olur ki başkasının kazandırmasıyla kazanmak anlamına gelir. Bu manayı esas alarak kesb, hem kendisi hem başkası için kazanıp aldığına, iktisab ise; sırf kendisinin yararlandığına de­nilir. Firavun’un kesbine yardım eden Hâmân’dır. Eğna yani zengin olmasına yardım eden de Kârûn’dur. Âyetteki sıralamaya göre önce malı yani Kârûn sarayı ile yerin dibine batmış, sonra finans açığından imar işlerine bakan Hâmân etkilenmiş ve Firavun’un iki önemli iktidar aracı zaman içinde kurumuştur. Bu süreç kendi sonunu da hazırlamıştır. Firavun ve Hâmân’ın suçtaki yardımlaşmaları şöyle ifade edilir: “Muhakkak ki Firavun,Hâmân ve o ikisinin ordusu, kasten suç işleyenlerdi.” (Kassas:8)

3-O alevli bir ateşe yaslanacaktır.

İşte bu âyet, Ebu Leheb/ateşin babası isimlendirmesinin nedenini açıklamaktadır. Zira o ateşe yaslanacak,zulüm sistemine dayanıp onu destekleyecektir. Bu konuda sembol isim olacaktır.

4-Ve hanımı, o odunun hamalı.

Firavun’un hanımından Kurân’da 2 yerde daha bahsedilir. “Firavun’un hanımı ise, bir göz bebeği bana ve sana,bunu öldürmeyin, belki bize yarar, yâhud evlâd ediniriz.” dedi.” (Kassas:9) Hz.Mûsâ’nın yaşamasına sebep olan Firavun’un hanımıdır. Bundan dolayı Firavun’un, Mûsâ’nın başına açtıkları sebebiyle birinci derecede sorumlu tutup ilerleyen yıllarda cezalandırdığı da hanımı olacaktır. “Allah, iman edenlere de Firavun’un hanımını bir mesel yaptı. O vakit, o hanım demişti ki: Yâ rabbi! Nezdi uluhiyetinde benim için cennette bir ev yap ve beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar, beni o zalimler kavminden kurtarıp çıkar. (Tahrim:11) Odun hamallığı ne demektir? Bununla ne kastedilmiştir? Odun hamallığı istekle mi, zorla mı yapılmaktadır? Buradaki odun âyette şöyle ifade edilir: “Ve lâkin kalpleri kaskatı olanlar, işte onlar cehenneme odun oldular.” (Cin:15) Kalbin kasvet bağlaması, sevgisizlik ve merhametsizlikten dolayıdır. Eşine duyduğu merhametsizlik Firavun’un kalbini katılaştırmış, bu da azabını artırmıştır. Kadına yapılan şiddet(odun hamalı metaforu bunu anlatır) yapanın azabını körükleyen, cehennemin ateşini artıran odun/yakıt hükmündedir. Son âyetteki ip metaforu da bunun bir şiddet eylemi olduğunun ve zorla yaptırıldığının kanıtıdır.

5-Onun boynunda mesedden bir ip vardır.

Cidiha, ce-de-ye kök harflerinden türemiş olup Kurân’da sadece Tebbet sûresinde bir kez geçmektedir. Gerdan boyun demektir. Habl, ip ve bağ de­mektir. Kurân’da bu kökten türemiş 7 kelime bulunmaktadır. Mesed, sağlam, iyice örülüp bü­külmüş, hurma lifinden örül­müş sağlamlık ve dayanaklı ipe denir. Bu ifade ya darağacında can vermeyi ya da boynuna bağlı kölelik halkasını temsil eder. Firavun muhalifleri sindirmek için asarak infaz yöntemini kullanmakta idi. “Elbette sizleri hurma dallarına asacağım” (Taha:71) Firavun’un eşlerine yaptığı eziyetler tefsirlerde şöyle anlatılır: Hazakiyel Firavun’un diğer hanımıdır. İsmini Firavun’a yaptığı isyandan alan Asiye annemizin sabrını taşıran son damla Firavun'un, Hazakiyel'i idam ettirmesi olduğu anlatılır. Asiye sarayın pen­ceresinden olup bitenleri ve idam olayını görür. Zira bu ceza bir gözdağı vermeyi hedefler. Ona nasıl işkence edildiğini ve nasıl öldürüldüğünü dehşetle takip etmiş ve Firavun’a karşı isyanını beyan etmiştir.

Tebbet sûresinden şimdilik anladıklarımız bunlardır en doğrusunu kelamın sahibi alîm olan Allah bilir.

 
Eklenme Tarihi : 26.6.2018 00:03:31
Okunma Sayısı : 2580