يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

21- Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk (Emir ve yasaklarına riayet) ediniz. Umulur ki, böylece kendinizi (İlahi azaptan) korumuş olursunuz. (Bakara:21)

ASR SÛRESİ

 ASR SÛRESİ

وَالْعَصْرِ

ASR SÛRESİ

1-Ve özeti!

‘Vel asr’ ifadesine zaman anlamının verilmesi, bağlamına göre değerlendirildiğinde tek karşılık olmayabilir. Zîra ‘asr’ kelimesi ‘asartu’ fiilinin mastarıdır. Sıkıp suyunu çıkarmak, özünü çıkarıp posasını atmak kök anlamından türetilmiştir. Me’sur, sıkılmış şey demektir.  Kurân’da 35 yerde vakit, zaman, kısa süre manasında ‘hin’, 2 yerde zaman anlamında geçen ‘dehr’ gibi bir bağlamda ‘asr’ kelimesi hiç kullanılmamıştır. Kur’an’da ‘asr’ kelimesi türevleri ile birlikte beş yerde geçer. Bunlardan iki tanesi fiil olarak (Yûsuf 36 ve 49’da) sıkmak manasında geçer. Hz. Yûsuf’un efendisine meyve sıkan kölenin rüyasını tabirinde ve kıtlığı atlatmak için meyvelerin, tohumların özünün çıkarılması anlamında kullanılmıştır. İki tanesi isim-mastar olarak (Bakara 266) sarıp sarmalayan, sıkan kasırga, belâ manasında, bir de ‘üst üste yığılıp sıkışan bulutlar’ anlamında Nebe’ 14’te zikredilmiştir. Bu Kurân’î manalar ışığında ‘vel asr’; cümlenin-konunun-sözün özü, hülasası manasında bir toparlama ifadesidir. Kısa sûrelerin sonunda Nas ve Felâk yerine nüzule göre Asr sûresi konulduğunda bu ifade, anlatılan konuyu özetleyen bir mahiyet kazanacaktır veya hüsranda olan biri ile iman ve salih ameller yapanların kıyaslandığı bir bağlamın arkasından asır paragrafı gelmiş olabilir.  Bu bilgiler ışığında Rabbimiz şöyle demektedir: “Ve (sözün) özü (hulasası) olarak, insan mutlaka hüsrandadır. İmân edenler ve sâlih amel işleyenler ve hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr:1-3)

Sahâbinin bir araya gelip ayrıldıktan sonra konuyu özetleme anlamında okudukları Asr sûresi, yüz yıllık zamandan ziyâde özetle hayatın meyvesi, hasılatı, özü ve maksadının ne olması gerektiğini birbirlerine hatırlatmalarının ifadesi olduğu ve sûreyi böyle anlamanın daha Kurân’î bir bakış olacağı kanaatindeyiz.

------------------------------------------------------------

إِنَّ الْإِنسَانَلَفِي خُسْرٍ

2-Muhakkak insan,gerçekten hüsrandadır.

Hüsran olarak meallendirdiğimiz “husr” lügatte, zarar etmek ve ziyanda olmak gibi anlamlara gelen“h-s-r” kökünden türemiştir. Hasira; iflas etti, battı demektir. Aynı kökten nekira/belirsiz formda gelen hüsran da, hem maddi hem de manevi birçok alanda gerçekleşen tarifsiz kaybı ifade eder.

Ayette “beşer” değil de elif-lâm ile cins isim manası kazanan “el-insan” kavramının kullanılması önemlidir. Zira insanoğlunun sosyalleşerek medenileşme potansiyeline ve Allah ile ünsiyet/yakınlık kurma imkanına rağmen onun nesy’i/unutmayı tercih etmesi büyük bir kayba ve iflasa sürüklemiştir.

------------------------------------------------------------

إِلَّا الَّذِينَآمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْابِالصَّبْرِ

3- İman edenler ve sâlih amel işleyenler ve hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler müstesna.

İlle, istisna harfidir. İstisna-i munkati denir. Güvenen ve ıslaha çalışanların hüsrandan uzak olduğu belirtilir. İman, “emn” kökünden bir mastardır. Lügatte, birinin sözünü tasdik etmek, onaylamak, kabullenmek, itimat etmek, gönülden benimsemek, güvenmek/güvenilmek anlamlarına gelir. Ellezîneâmenu, mazi fiil olarak gelmiştir. Bu vurgu, kelimeye imanda sebat gösterenler, daima güvenenler manası katar.

Salih, kelimesinin kökü sulh’tur. Sulh ve salah Arap dilinde; bozgun, nefret, kötülük, kavga, çekişme ve didişmenin zıddı demektir. Barışı önceleyerek başkalarını ıslah hedefleyen tüm amellere sâlih amel denir.

Hak; gerçek, sabit ve doğru olmak, gerekmek/gerçekleştirmek ve bir şeye yakînen muttali olmak gibi anlamlar taşıyor. ‘Hak’ aslında temiz vicdanın, fıtratın ve aklın inkâr edemeyeceği derecede gerçek olan her şey demektir. Zıddı bâtıldır. Hak kelimesinin çoğulu ‘hukuk’, ‘hıkak’ ya da ‘hakaik’tır.

Hakkı tavsiyenin ne olduğunu A’râf:157, Âli İmran:104–110–114, Tevbe:112 şöyle formülize eder: “El-emrbi’l-ma’ruf ve’n-nehy ani’l-münker'' İnsanlığın ortak doğruları olan fıtrata uygun marufu emir, insanlığın ortak kötü gördüğü fıtrata aykırı münkeri engellemektir.

Sabr, lügatte göğüs germek, karşı koymak, di­renmek, sebat etmek,dayanmak anlamındadır.

Sabera bi, Hakta direnerek karşı koymak ve sebat etmek manalarının hepsini kapsar.

Sadece, iman edip sâlih amel işlemek kişiyi hüsrandan kurtarır. Ancak hakkı ve sabrı tavsiye etmek başkalarının da hüsrandan kurtaran aktif bir iyiliktir.

 

 
Eklenme Tarihi : 26.6.2018 00:12:23
Okunma Sayısı : 2364